1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:36
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Telesiyej TELESİYEJ 27.08.2008
Telesiyej
Kanal 1 neden olmadı?
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı? Telesiyej - Kanal 1 neden olmadı?
Telesiyej köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Para var, ilişki var, ama bilgi yok!

Bilgi derken, içinde yenilikçiliği, modernist deneyimleri ve toplumun kılcal damarlarını tanımayı gerektiren kültürü de kast ediyorum tabii.

Bilgi toplumundan önce, para-ilişki-bilgi üçgeninin zirve ucunda para vardı, diğerleri taban uçlarında yer alıyordu. Bilgi toplumuyla birlikte para gücü zirveden aşağı düştü, bu kez zirveye bilgi çıktı.

Para ile ilişki üçgeninin tabanında karşı karşıya bakışıp duruyorlar şimdi. Bir yandan da gözlerini yukarı dikmişler bilgiyi gözetliyorlar.

İş adamlarımız yatırımcılarımız, ne yazık ki hâlâ gerçek sermayenin para olduğuna inanıyor. Kimilerinin de gerçek sermayenin ilişki olduklarına inandıkları gibi.

Para da ilişki de artık bilginin hizmetinde ve emrinde.

Bunu iyice anlamak gerekir.

Bilgi derken de, her anında hızla eskiyen ama aynı zamanda yine her anında daha da hızlı yenilenen/yenilenmesi gereken bilgiden söz ediyorum. Yoksa sadece yılların birikmiş bilgisinden değil; zira bu tür bilgi artık örümcek ağlarıyla kaplanmış bir bilgidir çağımızda.

Bir de şu var, adam gazetecidir, köşe yazarıdır ama ne hikmetse tuhaf bir geçişle televizyoncu olmuştur, program yönetir ve sanır ki, -sanılır ki- gazetecilikle televizyonculuk arasında bir ünsiyet bağı vardır.

Arkadaşlar, televizyon, gazetenin devamı değildir. Bir zamanlar sinemanın devamı sanılmıştı ne hikmetse, televizyon çıktı sinema öldü söylemlerini çok duymuşuzdur o zamanlar.

Gazete gazetedir, sinema sinemadır, televizyon da televizyondur.

Bu bakış açısıyla ele alındığında Türkiye’de bu kadar ulusal ve yerel TV kanalı olmasına rağmen, son derece az sayıda yetişmiş yetenekli ve yeterli televizyoncu var maalesef.

Çünkü hâlâ egemen meslek kültür, gazetecilik kaynaklı. Ünlü “anchorman”lerimizin tümü gazetecidir aslında. Zaten bir ayakları gazetededir, bir ayakları da televizyonda.

Kanal 1, kurulduğunda yeni ve gereği gibi bir televizyonculuk yapacağı umudunu ben de taşıyordum. Fısıltı gazetesi, kanalın yenilikçi bir kanal olacağı hakkında yayınlar yapıyordu zira.

Ama o da ne?

Karşımıza birdenbire tarihin içinden bir gazeteci-programcı çıkıverdi ve Kanal 1’i yönetmeye başladı, olanlara bakılırsa da yönetememiş gibi görünüyor ya… (200 milyon dolar zarar ettiği söylenen kanal, yeni bir yapılanmaya gidiyor şimdi.)

Yönetim, eski formatlıydı çünkü.

Patronun parasının garantili durumunun tuzağına düşüverdiler o dakka.

Kanal 1, bilgi çağının ne demek olduğunu, bilginin nasıl bir sermaye olduğunun tersinden ispatıdır bir nevi.

Ve üniversitelerde -uluslararası olanlar da dâhil- bu konuda örnek model olarak araştırılması ve ders konusu edilmesi gerekir bence.

Sezen’in vokalisti Eda

Sezen’in bu yılki yaz konserlerinde öne çıkardığı bir vokalisti var, Eda.

Eda gerçek bir vedet.

Her şeyden önce çok genç yaşına rağmen, bir duruşa sahip.

Sesinin çekiciliğini, güzelliğini ön plana çıkarıp kullanmıyor. Sadece, dikkatlice şarkılarını söylüyor. Notalara doğru basıyor, duyguyu da akademikleştirmeden, özgürce yönetip insanlara yayıyor.

Eda’nın şarkı söylerken sahip olduğu önemli bir vücut jestüeli de var. Sanki zengin bir deneyimin sonucu oluşmuş bir jestüel bu.

Halbuki, o daha çok yeni.

Bu arada fiziki bir başka özelliğinden de bahsetmemek ayıp olur; Eda, nadir güzellikte ve soylulukta bir genç kadın.

Görünce bana hak vereceksiniz.

Eda’yı izleyin derim ben.

Gülben hiç boş durmuyor!

Fanlarını en iyi yöneten ünlü Gülben herhalde.

Her gün birkaç saatini fan kulüp üyelerine ayırdığı, gün içinde elinde cep telefonu, cık da cık cık, onlarla sürekli mesajlaştığı söylenir.

Ne eğlenceli değil mi?

Fanları, yaptıkları her aktiviteyi kameraya çekip, kurdukları internet sitesinde yayınlarlarmış zaten.

Ayrıca Sabah Günaydın’da okuduğuma göre, farklı yaş gruplarından fan kulüp üyeleri üç yıl önce Gülben Spor ve Ergen Spor adı altında iki de takım kurmuşlar. (Allah akıl fikir ihsan eylesin!)

Birkaç gün önce iki takım karşı karşıya gelmiş ve 5. maçlarını yapmışlar. Bu kadar mühim bir maçı kaçırdığınız için yanmayın, maç görüntüleri fan kulübün internet sitesinde yayınlanıyormuş.

Gelelim Vehbi’nin kerrakesine…

Kurulan her ilişki, başarılı olsa da, iletişime dönüştürülmeli midir?

Gülben Ergen’e birileri ilişkinin iletişime dönüştürülmesinde oburluktan kaçınması gerektiğini söylemeli artık. Bu örnekte de olduğu gibi Ergen’in fanlarıyla olan ilişkisi, kamu nezdinde çok açık bir ilişki değildir. Özelliklerin ve hatta sırların da paylaşıldığı oldukça kapalı bir ilişkidir. Bir kulüp ilişkisidir anlayacağınız. Fanlarla kurulan ilişkinin de gereği budur zaten.

Fanlarla olan ilişki her fırsatta iletişime dönüştürülerek kullanılmamalıdır bu yüzden.

Zaten stratejisi olmayan hiçbir iletişim -ilişki kaynaklı dâhi olsa- başarılı olamaz; sadece bir tür imaj kirliliği yaratır.

 

Diğer Telesiyej Makaleleri:
  1. Nota basmak, topa basmak gibi bir şey midir Fazıl Bey - 19.08.2010
  2. Hümeyra’dan Benim Şarkılarım, müziğin kaotik çölünde bir vaha - 18.08.2010
  3. Hiçbir entelektüel sermaye türü, av hobisini kışkırtmaz! - 17.08.2010
  4. Yer Gök Aşk’ta sosyo kültürel gerçekliğe itibar edilmemiş - 16.08.2010
  5. Yer Gök Aşk’ta sosyo kültürel gerçekliğe itibar edilmemiş - 13.08.2010
  6. Cumhuriyet ayarcısı Fazıl Say’a geçmiş olsun diyelim mi? - 12.08.2010
  7. Yeni dizi Keskin Bıçak daha fazla seyredilmeyi hak ediyor - 11.08.2010
  8. “Dağ fare doğurdu; seyirci, fare yavrucuklarını pek sevdi!” - 10.08.2010
  9. Sanatçıların vakfı POPSAV da, sanatçıları halka şikâyet ederse - 09.08.2010
  10. Demokrasi fırınından ekmek yemek, her babayiğidin harcı değil - 04.08.2010
  11. Burjuva olmanın manifestosuna bakmak da gerekir icabında! - 03.08.2010
  12. Garanti Bankası doğayı tahrip edecek derken, - 02.08.2010
  13. Ve huzurlarınızda: Adımı Kalbine Yaz Favorim: Sen Çoktan Gitmişsin! - 29.07.2010
  14. Heykelin anayurdunda hortlatılan sanat düşmanlığı! - 27.07.2010
  15. Fermuarlı ağızlar, sanatçıyı toplumundan koparır! - 26.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Kanal 1 neden olmadı? - Telesiyej
03.09.2010 06:36:16