Türkiye’deki televizyon dizileri çeşitli nedenlerle toplumsal bir olgu durumuna geldiler.
Ortalama dört-beş saat televizyon izleyen bir toplumdan da bu beklenir zaten.
İnsanlar, diziler üzerinden duygularını düşüncelerini belirtmeye, psikolojik ve toplumsal durumlarını, davranışlarını ayarlamaya, hatta siyasi tepkilerini ortaya koymaya başladılar artık.
Diziyle beslenir olduk nicedir.
Diziyle yatıp, diziyle kalkıyoruz.
Ve son zamanlarda diziler için imza kampanyaları oluşturup, sokaklarda gösteri yapmaya başladık.
Gözardı edilebilecek bir durum değil bu elbet. Başta elektronik medyanın yayın kuruluşları olmak üzere, basılı medyanın, STK’ların, hatta akademisyenlerin de bu olguyu inceleyerek değerlendirmeleri gerekir bence.
Dizi olgusu ,küçümsenmeden toplumun diğer aydınlarını da ilgilendirmelidir ayrıca. Örneğin öğretmenler, kültürel olarak biçimlendirdikleri öğrencilerini, bu olguyu da gözönünde tutarak eğitmeliler bence; bu olgunun pozitif hanesiyle negatif hanesini iyi kavratmalılar bir de.
Ve siyasiler.. özellikle demokrat olanlar, toplumla bu derece kaynaşmış bu olguyla yakından ilgilenmeliler bana göre.
Televizyon erki de, dizilere sadece bir para olgusu olarak değil, bir dizi olgusu olarak bakmalı artık; yani dizileri hem ticari, hem sosyo-kültürel bir tüketim ürünü olarak enine boyuna değerlendirip karar vermeliler, reytingi düşen bir diziyi hemen yayından kaldırmaya heves etmemeliler; görüldüğü gibi, seyirci dizisine sahip çıkıyor çünkü artık.
Binlerce imzayı bulan bu sahip çıkma, seyircinin beğendiğine, benimsediğine sahip çıkması anlamında değerlendirilmeli.
Bir tv kanalının sık sık dizi yayın iptali, kanalın kendi markasına ve imajına da zarar verecektir bundan böyle; o kanal, seyircisini yarı yolda bırakmış olarak bilinecektir zira.
Geçtiğimiz günlerde maddi gerekçelerle yayından kaldırılan popüler dizi Bu Kalp Seni Unutur mu? için açılan kampanyalar, bence anlamlı bir işaret oluşturuyor bu sahiplenme konusunda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.