Künyeye baktım da, tam altı adet yazarı var Koyu Kırmızı dizisinin.
Allah arttırsın 60 olsun, gözümüz yok!
Yok da.. yani altı kişi birlik olmuş, düşünüp taşınıp bu senaryoyu mu çıkarmışlar ortaya diye de düşünüyor insan.
Tabii nüfusu kabarık tutmakta haklılar, neticede kolay değil böyle inovatif bir hikâyeyi ekrana taşımak; ağırdır zira bu mevzular, taşınmaz öyle kolayından; ancak o da ancak altı kişi filan sırtlarsa kaldırıp koparabilir yerinden böyle bir konuyu!
Belki izlememişsinizdir, ben biraz çıtlatayım size mevzuu; şimdi.. bir genç adam var çok mu çok iyi kalpli, bir o kadar da gönlü zengin ve cebi yoksul. Kız kardeşi diyaliz hastası, böbrekleri iflas etmiş, böbrek bekliyor ama kim kaybetmiş ki o gariban kızcağız bulsun boşta bir böbrek? Bir de ilaç masarifi var tabiatıyla. İyi kalpli ama yoksul ağabey bir yandan öğretmenlik yaparak, bir yandan da kanını satıp, kızkardeşine ilaç alarak çırpınıp durmakta, hayatın sarp ve dikenli yollarında.
Bir de zengin şımarık güzel genç kız ve tabii ki onun fevkalade hırslı, kötü kalpli nişanlısı var... Derken efendim, bu şımarık ve zengin genç kız –ki adı Ümit olur–, bir trafik kazası geçirir, ambulans –kurallar gereği– en yakın hastaneye götürür onu, bir devlet hastanesine.. ve fakat.. nişanlısı haris bey, Ümit’in böyle bir hastaneye düşmesinden ve oradaki ortamdan açık ve seçik olarak tiskinir ama hastanın başka bir hastaneye nakli söz konusu bile değildir. Çok kan kaybetmiş olan Ümit, her an ölebilir yoksa! O zaman da haris nişanlının, Ümit’in annesinin holdingini ele geçirme projesi heba olur!
Acil kan lazımdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.