Medya, okurunu böyle beslemeye alıştı çünkü.
Kullanacağı, kullanıp da ballandıracağı bir kaynak olmayınca ortada, kendisini o kaynağın yerine geçiriyor medya. Ve olmayan o kaynaktan beklediği söylemi kendisi üretmeye başlıyor.
İstediği gibi yazıyor!
Okurunu ve seyircisini böyle beslenmeye alıştırdı nicedir. Aslında insan haklarına karşı işlenmiş bir suçtur bu; yalanın da ötesine geçiliyor çünkü artık.
Medya, narkotiğin yürüttüğü bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan Tarkan’ın polise verdiği ifadede asla yer almayan sözleri söylemiş gibi spekülasyon yaptı.
Bir tür dezenformasyon yaşandı.
Gerçek yerine, gerçek üretildi!
Bunu kim başlattı bilinmiyor! Tarkan’ın bağımlı olduğunu itiraf ettiğine, tedavi olmak istediğine dair bilgileri kim yaydı, bilinmiyor.
Bu yanlış, ama medyanın her zaman çok sevdiği –bilinen-, dilediği gibi sömürebileceği sansasyonel bilgiler habere dönüştürüldü böylece.
Medyanın bu ahlakçılığı, kendi mesleki zayıflığını örtmekten başka bir şey değildi aslında. Bu olayla haber, evrensel anlamını bir kez daha kaybetti böylece; haber merkezleri, fiction merkezlerine dönüştü. Herkes dilediği gibi yorumladı bu haberleri. Kimileri, psikologları programına konuk etti; Tarkan’ın bağımlı olduğuna dair elinde hiçbir kanıt ya da açıklama olmadığı halde, Tarkan Nasıl Kurtulur? diye program yapıp nemalandı, kimi de Tarkan’ın bağımlılığının gençler üzerindeki etkisi hakkında programlar yaptı, ahkam kesti.
Aslında hepsi de Tarkan’ın ününden ve markasından yararlandı, bunu sonuna kadar sömürdü.
Oysa Tarkan’ın avukatının açıklamasına göre; medyada yer alan ifadelerin tamamı yalandı.
Tarkan’ın üzerinde ve evinde kokain bulunmamıştı.
Tarkan, herhangi bir uyuşturucunun bağımlısı değildi. Bu yüzden de pişmanım, tedavi olmak istiyorum dememişti.
Ayrıca, bazı haberlerde ima edildiği gibi torbacılar diye ifade edilen hiç kimseyle de ilişkisi yoktu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.