NLP denilen Anglosakson usulü formasyon koçluğu zırvalığının, bazen bana bir neşe kaynağı teşkil ettiğini itiraf etmeliyim; birkaç haftalık kurs karşılığı olayı kapmış uzmanların röportajlarına filan rastladım mı gazetelerde; hele bir de fiyakalı fotoğrafları varsa ilaveten (fotoğrafları, o pek pozör halleri filan önemli işaretler taşır, benden söylemesi), tadından yenmez. Onların her konuda fikir sahibi olabilme özgürlüklerine bayılırım; konuştukça kendi seslerinin şehvetine mi kapılırlar ne, coştukça coşar, kaynayıp taşarlar.
Konu sıkıntısı çekilen haftalarda, röportajcılar için belli ki bulunmaz nimettir NLP uzmanları. Onların anlattıklarından pek şakırtılı başlıklar çıkar çünkü. Her oltaya müsait duruşları röportajcıları da galeyana getirir bir nevi, sorar dururlar ünlülerin hal ve gidişlerini; onlar da uzman ya, anlatırlar işte.. şu şarkıcı inişte, öbürü çıkışta.. şu köşe yazarının durumunu iyi görmüyorum; bir ameliyat geçirdi, narkoz aldı, asabiyeti ondan.. tarzı atıp tutarlar bol keseden. Hiç kimse bu konuda ehliyet sormuyor ya nasıl olsa.. akıllarına geleni döker saçarlar ortaya. En güzeli, konuşup konuşup nihayetinde, “Benim söylediğim her şey yanlış olabilir. İnanıp, inanmamak size kalmış” deyip, sıyrılıvermeleridir. Buraya kadar zararsız ve –sinirleriniz sağlamsa- eğlencelidir de hatta. Ama insanoğlu gariptir, konuştukça açılır, açıldıkça kendine güveni artar ve bazen iş çığırından çıkıverir.
Ve artık o kadar eğlenceli görünmez anlatılanlar.
NLP uzmanı Cengiz Eren, müşterisi Deniz Seki için; “Onun kendini koruyabilme kabiliyeti yok!” demiş.
Hoppala!
Bu nasıl bir uzman-müşteri ilişkisi yavu?
Tüm profesyonel formasyon eğitimlerinde (ehliyetli, ehliyetsiz) müşterinin (kişi ya da grup) tesbit edilen zaafları (doğru ya da yanlış) kamuya açıklanmaz diye biliriz biz. Bu bir ana etik kuraldır. Bırakın kamuyu, eğitim alan kişinin yakın çevresine bile sızdırılmaz elde edilen veriler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.