
Suyun başı denektir!
Deneğin sahip olduğu toplumsal ve bireysel etiktir bana göre.
Denek müsait değilse, şikecinin yapabileceği hiçbir şey yoktur çünkü.
Şikeci, önce yumuşak karın arar.
Bulursa harekete geçer!
Şike olayına bulaşan tarafların, paydaşların hiçbiri masum değildir bu yüzden.
Dolaylı ya da dolaysız olarak bu işe karışanların, göz yumanların, bilip de açıklamayanların hiçbiri masum değildir.
Reyting şikesi aslında sadece ticari bir şike değil, aynı zamanda kamusal bir şikedir.
Tv dizisi seyircisi de bu şike olayında bir tür manipüle edilmiştir; örneğin arama motorlarında X dizisinin adının hak etmediği kadar geçmesiyle etkilenmiştir; magazin medyasından kendisine gönderilen reyting bilgileri, diziye sağlanan görünürlük –vb. – marifetlerle o diziyle olan bağı güçlendirilmiştir.
Türkiye’de reklam verenin aymazlığı da başka bir neşe kaynağıdır doğrusu!
Koskoca markalar, holdingler hiç mi hiç şüphelenmezler, bir dizi arası reklam kuşağının –normalin ÇOK üzerinde– bu derece izlenmesinden.
Can Tanrıyar, cuma günkü Taraf’ta yayımlanan demecinde durumu çok net koyuyor ortaya: “Reklam girdiğinde bir program, reytinginin yüzde kırkını kaybeder. Örneğin 10 olan ‘share’ 4’e düşer. Eğer reklam kuşağında 10 olan ‘share’, 15’e çıkıyorsa, kesinlikle bir oynama var demektir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.