1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 11 Eylül 2010 Cumartesi 03:03
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Telesiyej TELESİYEJ 12.09.2008
Telesiyej
Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır Telesiyej - Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır
Telesiyej köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Konuşmalar tam bir kaos!

Taraflar, konuşulan konuya, fikre ve duruma odaklanmayı başaramıyorlar.

O yüzden de ortak bir yorumda buluşamıyorlar bir türlü.

Hepsi kendi kafasındaki takıntıyı seslendiriyor zira. Sanki seyirci için yapılmamış o program, seyirci için bir araya gelmemişler de; kendi kendilerine oturmuşlar, sağa sola telefon edip, akıllarına geleni soruyorlar.

Müge Anlı ile Tatlı Sert‘e rastladım yine. (Her sabah saat: 08.45’te atv‘de yayınlanıyor.)

Hilal Cebeci tesettüre girmiş.

Müge birdenbire “Ulu Önder, tarikatları, dergâhları kapattı, gerçi kapatılamadı hâlâ ama” dedi, sonra “kapatıldı, ama kapatılamıyor..” gibi bir şeyler geveledi.

Hilal Cebeci de “Ben de severim Atatürk’ü, adım bile Hilal, tarikattan filan da anlamam” diye sızlandı.

Müge, “Ben de anlamam” dedi.

Programın daimi konuğu pozisyonundaki Prof. Dr. Arif Verimli söz aldı bu arada, “Hilal Hanım, ben kandırılmış hissediyorum kendimi” dedi kırgın bir sesle.

(Ali Hoca, Ali Hoca, söyleyin lütfen, sizce bu TV yazarlığı işinde ne kadar daha aklıma mukayyet olabilirim ben?)

Sabah sabah, ne bu yavu?

Müge Anlı, tarikat işinden anlamıyorsa, konuyu niye açıyor?

Hilal Cebeci anlamıyorsa, niye tesettüre giriyor, babaannelerimiz anneannelerimiz gibi yapsın ibadetini; bağlasın normal başörtüsünü, namazında, niyazında otursun işte, kime ne.

Arif Bey de, niye kişisel alıyor meseleyi, o programda bir bilim adamı olarak bulunuyorsa, herkes için toplumsal bir çözüm üretmek için oradaysa, kitleye yönelik tespitler, mesajlar ve kıssadan hisseler söz konusuysa şayet, o zaman neden durumu kişisel alıyor?

Arif Bey’in dediği gibi bir kandırılma durumu varsa eğer, bu da kamunun, televizyon seyircisinin kandırılmasıdır her şeyden önce, kişisel ölçekte bir kandırılma değildir yani!

Sabah programları oldukça ehliyetsiz programlar olarak ortaya çıkıyor. Ve bu ehliyetsizlik gittikçe derinleşiyor. Aslında sonra derece ciddi konulara değiniliyor zaman zaman; bilimi, ilimi ilgilendiren konular bunlar.

Kanal yöneticilerinin bu zafiyette ve niteliksizlikte, sorumluluk payları son derece büyük ve önemli bence.

Donanımsız, kültür birikimi oldukça yetersiz sunucuların yönlendirmesine ve yönetimine bırakılmayacak derecede ciddi bir kamu karşılaşması bu programlar.

Bir e-mail, vefa ve Pakize Suda’nın yazısı

Hiç kuşkuya mahal yok, e-mail fobisi var bende!

Bilgisayarımı açıp da birikmiş e-mailleri görünce buz gibi soğuyorum hayattan. Bazen paniğe kapılıp “tümünü seç”i işaretleyip, sonra da “sil”i tıklıyorum ya.. o dakka beni görseniz, bana ben demezsiniz yeminle. Adrenalin kreşendo.. hani süratli bir arabayla yokuş aşağı inerken bir iç çekilmesi, bir boşluğa yuvarlanma, bir her şeyden kopuş hissiyatı yaşanır ya, işte öyle bir tuhaf olma hâli sarmalıyor beni.

Sonrasında bir huzur.. Outlook’ta tertemiz bir gelen kutusu.

Ohh!

Ruha küşayiş, zihne özgürleşme.

Herkese tavsiye ederim, maillerinizi okumayın, Blackberry’lerinizi bilhassa toplum içinde cikcikletmeyin, kafanızı cep telefonuna gömüp, her salise mesajlaşmayın yavu, Allah korusun kambur olursunuz sonra!

Ama derken, bir gün erken, tam da e-maillerimi sonsuzluğa doğru uğurlarken, biraz ağırdan almış, gecikmiş bir posta düşmez mi bing diye gelen kutusuna?

Düşer, düştü de.. tek bir posta olduğu için pek boynu bükük, pek yalnız ve çaresiz duruyordu posta kutusunda, konu da tek kelimeyle açıklanmıştı ve hayli damardan görünüyordu: Vefa.

Göndereni tanımıyordum, beni neden seçip, bu konuyu neden bana açtığını da bilmiyordum; ama kim olduğunu bilmediğim okurun e-mailinin konusu o kadar çekiciydi ki, dayanamayıp tıkladım ve hayatım değişti desem.. ah yok mu, tam burada bunu desem, yıllardır bu iki kelimeyi sarf edebilmek için beklediğim fırsatın tadını çıkarmış olurdum ama olmaz şimdi, bir kere üşenirim; zira olanları abartmak, okuyanları inandırmak için gittikçe daha inanılmaz ve şaşırtıcı hâle dönüştürmek gerekir konuyu o zaman; ki, buna daha da çok üşenirim; meşrebime de uymaz ayrıca bire bin katmak, neticede bir kuru maaş için bu kadar eğilip bükülmenin de anlamı yoktur hani.

Uzun lafın kısası, pek de kısa olmadı ya, her neyse sadede gelecek olursak, ve posta kutumda yalnız gezen bir yıldız gibi parıldayan vefa konulu maili açarsak.. içinizde yatırlara mum filan adayanlarınız olmuştur herhalde şu ana kadar ama, sizi şaşırtıyorum ve maili aynen yayınlıyorum, mum paraları da yanınıza kar kalsın.

(Mailin tarihi eskiydi biraz, posta kutumu yeni açtığım için yeni düşmüştü anlaşılan, bu hususa bir kere daha dikkat çekelim dedim.)

“Merhaba, ben iletişim fakültesinde son sınıfta okuyorum. Sizin yazılarınızı ilgiyle izliyorum hayat ve insan konusunda düşündüğünüzü hissediyorum yazılarınızdan. Dün Pakize Suda’nın, Sezen Aksu’nun köpeği Cano’nun ölümüyle ilgili bir yazısını okudum ve belki okumamışsınızdır diye size de gönderiyorum. İkisinin de İzmirli olduğunu ve arkadaş olduklarını biliyoruz. İnsan arkadaşına en acılı gününde böyle bir yazı yazar mı? Sanki daha çok canı yansın ister gibi. Çok şaşırdım bunu neden yapmış olabilir, fikrinizi almak istiyorum. Onlar çocuktan arkadaş değiller mi?”

Ekteki dosyayı açtım, Pakize Suda’nın yazısını okudum. Akılla yazılmış bir yazıydı, içine duygunun hiç karıştırılmadığı, genel doğrulardan bahseden bir yazı işte.. (Ah Descartes hiç yatacak yerin yok senin, bu akıl işlerini sen bela ettin insanlığın başına..)

Sonra okurun postasındaki konu hanesine yazdığı o tek sözcüğe takıldı gözüm tekrar: Vefa.

Bana gönderdiği notun içinde vefadan hiç söz etmiyordu oysa.

Çok etkilendim.

Mailine cevap vermedim.

Bana yazması beni gururlandırmıştı.

Ona buradan, sevdiğini söylediği bu sütundan cevap vermek istedim.

“Amicus certus in re incerta cernitur”.

“Gerçek dost, kara günde belli olur!” diyor Cicero.

Bana göre ise, vefa aslında hayvanlara mahsustur sevgili okur, insanların ise sadece bilge mertebesine erişmiş olanlarında rastlarız vefaya, gerçek dostluk da zaten bilgelik içermez mi?

 

Diğer Telesiyej Makaleleri:
  1. Nota basmak, topa basmak gibi bir şey midir Fazıl Bey - 19.08.2010
  2. Hümeyra’dan Benim Şarkılarım, müziğin kaotik çölünde bir vaha - 18.08.2010
  3. Hiçbir entelektüel sermaye türü, av hobisini kışkırtmaz! - 17.08.2010
  4. Yer Gök Aşk’ta sosyo kültürel gerçekliğe itibar edilmemiş - 16.08.2010
  5. Yer Gök Aşk’ta sosyo kültürel gerçekliğe itibar edilmemiş - 13.08.2010
  6. Cumhuriyet ayarcısı Fazıl Say’a geçmiş olsun diyelim mi? - 12.08.2010
  7. Yeni dizi Keskin Bıçak daha fazla seyredilmeyi hak ediyor - 11.08.2010
  8. “Dağ fare doğurdu; seyirci, fare yavrucuklarını pek sevdi!” - 10.08.2010
  9. Sanatçıların vakfı POPSAV da, sanatçıları halka şikâyet ederse - 09.08.2010
  10. Demokrasi fırınından ekmek yemek, her babayiğidin harcı değil - 04.08.2010
  11. Burjuva olmanın manifestosuna bakmak da gerekir icabında! - 03.08.2010
  12. Garanti Bankası doğayı tahrip edecek derken, - 02.08.2010
  13. Ve huzurlarınızda: Adımı Kalbine Yaz Favorim: Sen Çoktan Gitmişsin! - 29.07.2010
  14. Heykelin anayurdunda hortlatılan sanat düşmanlığı! - 27.07.2010
  15. Fermuarlı ağızlar, sanatçıyı toplumundan koparır! - 26.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Türkiye’nin bağımlı günleri geride kaldı
  Otuz yıllık bir utancın sonu
  Böyle okul olmaz olsun
  Vesayette çatlak oluşacak
  Genç bir gazetecinin olağanüstü macerası
  Clooney hem usta hem kiralık katil
  445 sterline Jimmy Page
  Önce Larry King sonra da Obama’yla konuşmak istiyor
  3D Jovovich’e ne dersiniz
  Macar sineması İstanbul’da
  Bayramda ne yapalım
  Aşk imkânsızlıklarla spor anlarla hatırlanır
  Devler adım adım finale
  Yarı finalin diğer adı ABD-Litvanya
  Aslan'da prova iyi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.09.2010
Evet
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 10.09.2010
Sivil darbe!
YA DA
Yasemin Çongar - 10.09.2010
‘Mâşeri vicdan müthiştir’
MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 10.09.2010
Son kerte soruları
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 10.09.2010
Raziye Demir’e saygı yazısı
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 10.09.2010
Bir politik muhalefet olarak İslam
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 10.09.2010
Biz, Halk: İlk adım?
SAATLER
Leyla İpekçi - 10.09.2010
Yeniden hayat...
JİYAN
Suzan Samancı - 10.09.2010
Daha daha nasılsınız?
SOLAÇIK
Melih Altınok - 10.09.2010
Bu kez başarabiliriz, evet!
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 10.09.2010
Zaman ayarlı baskın
PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 10.09.2010
Saçmalık
EKOL
Fikri Türkel - 10.09.2010
Ağzımızın tadı bozulmasın...
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 10.09.2010
Sevinelim mi, endişelenelim mi, anlayamadık
TERS KANAT
Dağhan Irak - 10.09.2010
Bir küçük hava boşluğundan umut sığar mı içeriye?
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Sabah programları, kamu ile ciddi karşılaşmalardır - Telesiyej
11.09.2010 03:03:51