Bu topraklardaki son durum budur zira. Televizyonun sebebi hikmeti, keşfi, bu keşifteki hedefi, canlılık ve nakletmek iken, bizim elimizde bu özelliklerini büyük oranda kaybederek cansız bir midyum hâline dönüşmüş durumda.
Türkiye’deki televizyon kanalları, televizyon dizilerinin sergilendiği basit aktarıcılar ve bir nevi dizimatik kanallar oldu.
Televizyon seyircisi dizi seyretmeden günü yaşayamayan, günlük doygunluğa ulaşamayan dizikolik yaratık durumuna dönüşmüş durumda.
Her gün en azından iki, hatta üç dizi seyretmemiz elzem artık.
Televizyon karşısındaki program seçiciliğimiz, yerini dizi seçiciliğine bıraktı.
O kadar ki, dizi uzmanı olduk adeta. Bütün dizilerin konularını, sergilenen hayat çelişkilerini, oyuncuların duygularını hem ezbere biliyor, hem de bir uzman gibi eleştirebiliyoruz. Bu oyuncular yakın tanıdıklarımız oldu artık; ara fazla açılmadan onlarla görüşmemiz, hayatlarını paylaşmamız gerekiyor.
atv Genel Müdürü Fatih Ediboğlu itiraf ediyor: “Türk seyircisini el birliğiyle ‘dizi manyağı’ yaptık.”
Bir televizyon kanalının kaderini, artık tutmuş diziler belirliyormuş.
“Dizi atv’de izlenir” sloganı artık bütün
TV kanalları için geçerli.
Yani, televizyon=dizi oldu son durum.
Bu neden böyle oldu peki?
Televizyonun özü olan, her an her yerde gözü kulağı olma durumuna neden ihanet ettik?
Bu soruların cevapları her şeyden önce ciddi sosyolojik araştırmalar gerektirir. Dışla, dışarıyla, evimizin dışında olup bitenlerle, özel hayatımızın dışındaki diğer hayatlarla ilgimiz ve ilişkimiz hızla kapılarını kapatıyor. Ayrıca siyaset biliminin de bu durumla ilgili olarak devreye girip bazı sonuçlara varması gerekir bence.
İnsanın özünde var olan “homo politicus”luk, Türkiye’de ölmeye başladığında, televizyon da ona paralel olarak ölmeye başladı bana kalırsa.
Yazının devamını okumak için tıklayın.