Daha kolay gibi görünür ama televizyon dizisinde duyguyu yakalamak, sinema filminden çok daha zordur aslında.
Türkiye’deki televizyon dizilerinin mimarlığı da, mühendisliği de 90 dakika çarpı kimbilir kaç bölüme yayılmış durumdadır çünkü!
Oysa bir sinema filminin strüktürü, tasarım olarak derli toplu ve derinlemesinedir.
Televizyon dizisinin yaygınlığı ise çok ince bir sınıra sahiptir; bir adım ötesi seyircide sıkıntı, hatta bıkkınlık yaratır; iki adım ötesi ise, kendini yok ediş ve koyu bir karanlık olabilir Allah göstermesin!
Sıkıntı ve bıkkınlık hissi, seyirciyi –kendisi farkına varmasa dabir depresyona sürükleyebilir ayrıca.
Böyle dizilerde hayat bir türlü akmaz zira!
Öyle ki, seyirci bazen oyuncuların yerine konuşurken bulur kendini; ki, benim de kendimi suç üstü yakalamışlığım vardır mesela. Bilhassa dizi kahramanlarından birinin, en heyecanlı bir anda çarçabuk vermesi gereken hayati bir bilgiyi –ortamı germek için- ağzından dirhemle çıkarmaya meyli varsa, hiç durmam söyleyiveririm ondan önce.. diğer kahraman beni duymaz gerçi ya.. o kısacık an lastik gibi uzamaya devam eder tabii neticede.
Zorlama bir dramayla, zorlama bir drama akışı seyirciyi yorar da yorar böylece.
Bizim dizilerin hiç acıması yoktur! Gereksiz susuşlar, bakışmalar, boş mimiklerle zaman dolduralım derken, canımıza okurlar.
(Sizin işiniz kolay tabii.. olmazsa başka kanala geçersiniz! Geçer misiniz gerçekten? Yoksa size lâyık görülene hipnotize olmuş gibi bakakalır mısınız? Ya ben ne yaparım? Seyrettiğimin bana layık olmadığını bilirim pekâla, hipnotize olmuş gibi de bakmam tabiatıyla.. iş, işte derim, seyrederim; yazarım ve hiç değilse para alırım karşılığında. Sizin seyrettiğiniz birçoğu saçma sapan o diziler için para almadığınızı bildiğimden de çok şaşarım, neden seyrettiğinizi bir türlü çözemem!)
Konumuz, başlıktan da anlaşılacağı gibi Atv’nin yeni dizisi Kalp Ağrısı ’dır. Kalp Ağrısı ’dır da.
Yazının devamını okumak için tıklayın.