Uzun zamandır Türkiye’de gündemden düşmüş olan AB konusu birliğin son zirve toplantısı nedeniyle bir süre ön plana çıktı. Ancak dünyada derin endişe konusu olan AB’deki kriz ülkemizde sanki biraz farklı duygularla karşılandı. Pek çok çevrede AB ülkelerinin ekonomik güçlükleri daha ziyade Türkiye’nin bu alandaki başarılarını parlatma fırsatı olarak görüldü. Yunanistan, İtalya, Portekiz gibi ülkelerdeki sıkıntılar yapmacık bir acıma hissiyle karışık övünme vesilesi yapıldı.
Daha da sıklıkla AB’nin parçalanması olasılığı adeta arzu edilir bir beklenti olarak ifade edildi. Tabii böylesine sorunlu ve geleceği karanlık bir birliğe Türkiye’nin katılmasının gereksizliğine açıkça veya ima yoluyla işaret edenler de eksik olmadı.
Ama AB zirvesi sonuçları Birliğin sonunun gelmesini bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacağa benziyor. Yirmi altı üyenin mutabık kaldığı sıkı kurallara bağlı ortak vergi ve bütçe uygulamaları öngören anlaşma AB’nin federal bir çatıda bütünleşmesi yolunda bir adım sayılabilir. Tek başına kalan İngiltere’nin vetosu bu adımın Birlik adına atılmasını önledi. Ancak başından beri ‘gevşek’ bir AB’den yana olan bu ülkede şimdi başladığı gözlenen ‘yalnızlaşma’ tartışmasının ne sonuç vereceği belli değil. Her halükârda bu kriz Birliğin başarıyla üstesinden geldiği ‘yaşamsal’ bunalımların ne ilki, ne de sonuncusu olacak.
AB’deki ekonomik kriz sonunda atlatılacak ama önümüzde uzunca bir dönem sıkıntılı geçecek. Bu sürede Türkiye’de AB’nin ‘içine düştüğü durum’dan içten içe zevk duyanlar biraz pişman olabilecekler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.