Halen bütün dikkatler anayasa değişikliği paketi üzerinde. Bu da normal. Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde çok önemli bir dönemeçteyiz. Paket şimdiye kadarki reform paketlerinden nitelik yönünden farklı. Vesayet rejiminin ana direklerini hedef alıyor. Bunları tam yıkamasa bile silkeleyecek.
İçte böyle bir kritik eşiğin arifesinde iken dışta özellikle Batı ile ilişkilerimizi zorlu sınavlar bekliyor. Kıbrıs sorunu pek yakında bizi AB üyeliği sürecinde daha da ciddi şekilde sıkıştırmaya aday. ABD ile ilişkilerimiz ise İran’a bakışımızın ve bir ölçüde de Ermeni sorununun tehdidi altında.
Kıbrıs’taki tehlike, liderler görüşmelerinin çıkmaza girmesi. Çözüm fırsatının geri gelmeyecek şekilde kaçırılması. Ada’nın nihai olarak bölünmesi. Bunun sonucunda AB ile müzakerelerin tamamen donması. Bunun AB ülkeleriyle ikili ilişkileri olumsuz biçimde etkilemesi. Daha da önemlisi AB üyeliğinde sembolleşen evrensel demokrasi ve insan hakları standartlarına ulaşma motivasyonumuzun zayıflaması.
KKTC’de iki hafta sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunun bu riski arttırma olasılığı var. Aslında Talat-Hristofyas görüşmelerinde gelişme sağlandığı 30 martta iki liderin ortak açıklamasında ilan edildi. Yönetim ve güç paylaşımı ile AB konuları ve ekonomi başlıklarındaki ‘önemli’ ilerlemeler vurgulandı.
Bize ilaveten AB ve ABD’nin de memnuniyetle karşıladığı bu açıklamanın Talat’ı destekleyen çözüm yanlılarına şevk vermesi beklenir. Ancak seçimler öncesinde Talat’ın pek de lehine esmediği anlaşılan rüzgârı ne kadar tersine çevireceği şüpheli.
Yazının devamını okumak için tıklayın.