Pek çok Türk diplomatı gibi benim de Sayın Denktaş’ı şahsen tanıma fırsatım oldu. Her defasında sempatik ve karizmatik kişiliğinden, insancıllığından olduğu kadar davasına inancının sarsılmazlığından da etkilendim. Ailesinin ve Kıbrıs Türklerinin acısını içten paylaşıyorum.
Denktaş 22-23 aralıktaki BM Genel Sekreteri gözetiminde Eroğlu-Hristofyas Greentree Zirvesi’ne bir hafta kala aramızdan ayrıldı.
Zirveden Kıbrıs sorununda nihai çözüm uzlaşısının çıkacağını yine kimse beklemiyor. Bu kötümserliğin önemli nedenlerinden biri de AB üyesi olan ve uluslararası toplumun Kıbrıs’ın yegâne temsilcisi olarak tanıdığı Rum tarafının bu “müzakere üstünlüğüne” dayanarak daha katı davranabilmesi. Statüko lehine olduğu için çözüme daha az hevesli olması.
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasındaki bu konum farkının başlıca kaynağı, malum, Sayın Denktaş’ın Annan Planı’na şiddetle karşı çıkması. 2002 Kopenhag zirvesinde ve ardından 2003 Lahey buluşmasında –askerî vesayet bekçilerini de arkasına alarak– Türkiye’deki hükümete, hatta Cumhurbaşkanı’na rağmen “hayır” demesi. Böylece Kıbrıs’ın bütününün, beklentileri büyük ölçüde karşılanmış olan Türk tarafını da kapsayacak şekilde AB’ye üye olması fırsatını kaçırtması. 2004 Referandumu öncesinde Rumlara tek başına AB üyeliğini altın tepsi içinde sunması.
Sonuçta, Denktaş’ın “hayır”ının Kuzey Kıbrıs Türk halkının referandumdaki “evet”ini önceden değersizleştirmesi.
Artık geriye dönüş yok tabii. Toplumuna verdiği büyük hizmetler bir yana, Denktaş’ın mirası ağır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.