Geçen yılki ilk yazımda 2011 için bir dilek listesi çıkarmıştım. Daha çok kronik dış sorunlarımıza ilişin bu listeye şimdi bakınca, dış politikamız için çok hareketli geçmekle beraber 2011’in aslında olumlu somut sonuçlardan yana pek fakir kalmış olduğunu görüyorum.
Listemin başındaki Kıbrıs sorunu çözüm yoluna girmedi. Eroğlu-Hristofyas görüşmeleri yerinde saydı. Türkiye ‘iki devlet’ formülünün kaçınılmazlığından daha sık bahsetti. Güneydeki doğalgaz sondajları sorunu daha çapraşık hale getirdi.
Kıbrıs sorunu AB üyeliğimize en büyük engel olmayı sürdürürken, başta Almanya ve Fransa, üyeliğimize ters bakan ülkeler olumsuz tutumlarını daha da keskinleştirdiler. Üyelik için 2015 perspektifinin gerçekçi gözükmeye başlaması dileğim boşlukta kaldı.
Ermenistan ile Zürih Protokollerinin nihayet hayata geçmesi dileğim de gerçekleşmedi. Ermenistan ile ilişkilerimizi tarafı olmadığımız bir ihtilafa rehin etmekten vazgeçmedik. Normalleşme başlamayınca Obama’nın 24 Nisan beyanını yine yürek çarpıntısıyla bekledik. Şantaj yoluyla bu beyanı kendimizce ucuz atlattık Ama bu defa da Sarkozy’nin siyasi hesaplarıyla Fransız Meclisi’nden geçen Ermeni soykırımını inkârın suç sayılması yasası çıktı sahneye. 1915 aslında toplumumuz için bir tarihimizle yüzleşme ve vicdan ‘iç’ sorunu iken, bu yasayı milliyetçi damarın tahriki ve inkârı pekiştirmenin bahanesi olarak kullandık.
İsrail’in Mavi Marmara için özür dilemesi ve tazminat ödemesiyle ilişkilerimizin yavaş yavaş eski düzeyine dönmesi dileğim de karşılıksız kaldı. İran’ın dünya sisteminin parçası haline gelmesi umudu daha da uzaklaştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.