Iguazu, Recoleta, San Telmo, Pao de Açucar, Aguada, Caminito, Ibirapuera...
Bunlar Brezilya, Arjantin ve Uruguay’a eşimle birlikte yaptığımız iki haftalık zevkli ve renkli bir gezinin duraklarından bir kaçı.
Ama bu çok farklı iklimlerin, insanların, kültürlerin dünyasında, bu egzotik isimli yerlerde bile Türkiye’den tam olarak kopmak mümkün olamadı tabii. Nedeni malum: Internet! Diz üstü bilgisayarımızı yanımıza almış olmamız dünyanın bu öbür ucunda da Türkiye’de olup bitenleri günü gününe yaşamaya mecbur etti bizi.
En başta, İsrail’le ‘alçak koltuk’ krizini izlerken İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon’un Büyükelçi Çelikkol’un şahsında Türkiye’yi aşağılama girişiminin zavallılığına acıdım. Diplomasi tarihinde diğer bir ülkeye husumet ifadesi için Büyükelçilere kasten kötü muamele edilmesinin, hapsedilmesinin, hatta idam edilmesinin örnekleri aklıma geldi, ama ‘aldatma yoluyla üstünlük taslama’ şeklinde bir gülünç olay hatırlamadım. Ayalon’un aklıselim sahibi İsraillileri utandıran bu davranışının İsrail’in giderek yalnızlaşmasının ürettiği paranoyak siyasi yönetim tarzının bir örneği olduğunu düşündüm. Öte yandan, Gül ve Erdoğan ile Dışişlerimizin krizi başarı ile yönettiğini gördüm. Gereken yerde kararlılık gösterip özür diletme amacı sağlanınca vakur davranılmasını, ‘zafer’ çığlıklarından uzak durulmasını takdire şayan buldum.
Ancak bu özür ile İsrail ile ilişkilerin tekrar rayına gireceğine hiç inanmadım. Son bir yıldır İsrail’in Gazze vahşeti ve Türkiye-İran yakınlaşmasıyla beslenen ve ‘one minute’ olayından, Anadolu Kartalı ortak tatbikatının iptaline, Erdoğan’ın beyanlarından,
Ayrılık ve
Kurtlar Vadisi dizilerine kadar uzanan gerginleşme sürecine bu şekilde nokta konulabileceğine aklım yatmadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.