Türkiye’nin dünya sahnesindeki görünürlüğünün artmasında Başbakan’ın ve Davutoğlu’nun vicdan ve ahlak odaklı dış politika söyleminin önemli katkısı var şüphesiz. Erdoğan’ın Ortadoğu ve genellikle İslam âleminde ezilen halklardan yana sesini yükseltmesi, mazluma arka çıkması dış politikamıza belirli bir etkinlik sağlıyor. Bu coğrafyalarda şimdiden kapıları açıyor veya ilerisi için elverişli zemin yaratıyor.
Uluslararası düzenin adaletsizliğine işaret etmek ve güçlü devletlerin ikiyüzlülüğünü eleştirmek de bu ‘ahlaklı’ dış politikamızın ana ekseni haline gelmeye başladı. Başbakan’ın BM Genel Kurul konuşmasında bu kurumu belli ülkelerin çıkarları ve vesayetine hizmetle itham etmesi ve BM’yi yeniden yapılanmaya ve vizyonunu yenilemeye çağırması bu çizgiyi yansıtıyor. Aynı şekilde Başbakan’ın son Güney Afrika konuşmalarında, BM’nin İsrail’e karşı yaptırım uygulamakta aciz kalırken, İran, Sudan gibi ülkelere diş geçirmesinin çifte standartlılığını vurgulaması da bu çerçeveye giriyor, Güvenlik Konseyi daimi üyelik sisteminin değişmesini istemesi de...
Aynı konuşmasında Erdoğan 2015-2016 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine tekrar aday olduğumuza değinirken, bu defa hedefi daha da büyütüyor ve dünya barışı için ‘bütün’ uluslararası platformların reforme edilmesinden ve hakkaniyete uygun bir temsilin sağlanmasından bahsediyor. Başbakan’ın, “bugünkü dünyanın dertleriyle baş edebilmenin yolu daha çok işbirliği, daha çok güç birliğidir” vurgusu da önemli.
‘Mutlak doğrular’dan yana olduğu tartışmasız bu yaklaşım alkışı hak ediyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.