Türkiye’nin dış politikasındaki dinamik değişimde pek çok unsur rol oynuyor.
En başta dünya değişiyor elbet. Artık politikaları siyah-beyaz yapan Soğuk Savaş yok. Globalizasyon var. Batı hâkimiyetine Doğu dengesi geliyor. Bush çatışmacılığı yerini Obama işbirliği ve karşılıklı bağımlılık yaklaşımına bırakıyor. Türkiye, dış politikasını yeni koşullara uyarlamak durumunda.
En önemli iç etkenlerden birisi ise Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte dış politikasının da demokratikleşmesi. Dış politika yakın zamanlara kadar bir iki istisna dışında devlet-merkezliydi. Bu alan esas olarak hâkim elitlerin tekelindeydi. Kararlar toplumun eğilimlerinden bağımsız olarak ‘tepeden’ alınırdı (Bkz. mahut Milli Güvenlik Siyaset Belgesi). Toplumun söz hakkı ancak bu kararları desteklediği ölçüde vardı.
Sonra tekel yavaş yavaş kırıldı. Seçkinler yerine seçilmişlerin etkinliği arttı. Ak Parti’nin iktidara gelmesi ve AB süreciyle de dış politikanın demokratikleşmesi hız kazandı. Toplumdaki tercihler bu alana yansımaya başladı.
Bugün dış politikamızın oluşturulmasında ve uygulamasında muhakkak ki Batı aidiyetimiz, bu arada AB üyelik hedefimiz gibi temel ilkeler gözetilmekte. Ama bir yandan da siyasi iktidarın birçok kararında öncelikle seçmenin eğilimlerini hesaba kattığı, hatta bu eğilimlerle kendisini bağladığı da görülüyor.
Davutoğlu’nun artık slogan haline gelen ‘stratejik derinlik’, ‘komşularla sıfır sorun’ kavramlarıyla teorik çerçevesini çizdiği politikaların arkasında önemli ölçüde kamuoyu desteği var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.