Kıbrıs’a her gittiğimde doğal güzelliğinin etkisinde kalırım. Buna karşı insan eliyle yaratılmış bir huzursuzluk ve kuşatılmışlık hissi duymaktan da kendimi alamam. Bu defa da öyle oldu. Türk-Yunan Forumu toplantısı vesilesiyle Lefkoşa’da geçirdiğimiz, şubat ayı ortasında pırıl pırıl güneşli, ılık, narenciye kokulu günler Ada’nın sorunlarının kara bulutlarıyla kararmaktan kurtulamadı.
Forum daha önce de Kıbrıs’ta toplanmıştı. Ama bu kez Türkiyeli üyeler için yenilik Hristofyas ile biraraya gelmek oldu. Doğrusu Güney Kıbrıs lideri ile ‘Başkanlık Sarayı’nda görüşmek için Lefkoşa’nın Rum kesimine formalitesiz geçmek ilginçti. Geçişin kolaylığı kadar –Güney’in biraz daha mamur olmasına karşın- aynı şehirde olduğunuz algısı da bölünmüşlüğün yapaylığını bir kere daha hatırlatıyordu.
Forum heyeti olarak daha önce Eroğlu’nun görüşlerini kendi ‘Başkanlık Sarayı’nda dinlemiştik. Ayrıca, Türk ve Rum Teknik heyet başkanları, Özersay ve Yakovou ile ayrı ayrı biraraya geldik. BM yetkilileriyle de konuştuk. Tabii ki kendi aramızdaki toplantılarda Türk, Yunanlı, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum üyeler bol bol görüşlerini açıklama fırsatını buldular.
İki günün özetine gelince, nispeten ‘iyi haberle’ başlayalım. Toplumlararası görüşme süreci duraklamış değil, devamda. Liderler haftada bir, teknik heyetler iki kez biraraya geliyorlar. Ekonomi, AB ile irtibatlı hususlar, hatta yargı ve yasamanın yapısı gibi konularda belirli ilerlemeler var. BM yetkilileri de –görevleri gereği- iyimser gözüküyorlar.
‘İyi olmayan haberler’ ise alışıldık olanlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.