KKTC ile patlayan krizi siyasi mantıkla açıklamak kolay değil. “Pankart” densizliğinin –bütün özürlere rağmen- “besleme” ve “sen kim oluyorsun” hakaretleriyle ölçüsüzce büyütülmesini haydi Başbakanın “asabi” karakterine bağlamaya çalışalım. Fakat ardından bazı Ak Partili Bakanların gerginliği arttırıcı beyanlarda bulunmalarına, nihayet, Kuzey Kıbrıs’ta hemen tüm kesimlerce “istenmeyen adam” ilan edilmiş olan Teknik Heyet Başkanı Halil İbrahim Akça’nın, KKTC’de kısa zamanda saygın bir yer edinmiş olan Büyükelçi Kaya Türkmen’in yerine diplomatik prosedüre aykırı biçimde atanmasına ne demeli?
Dışişleri Bakanı’nın sonradan agremanın zamanında istenip verildiğini ileri sürerek atamanın usulüne uygun olarak yapıldığını söylemesi Ada’dan sızan bazı bilgiler ışığında fazla inandırıcı gelmiyor. Daha da önemlisi Davutoğlu’nun –bir bakıma Akça’nın tayinine gerekçe olarak- Kuzey Kıbrıs’ın neredeyse tek sorununu ekonomik disiplinsizlik olarak göstermesi ise önemli bir teşhis hatasını yansıtıyor. KKTC’nin bugünkü ekonomik sorunlarında en büyük payın geçmiş Türk hükümetlerin politikalarına ait olduğunun unutulması bir yana, asıl bir yanda Türkiye ile Kıbrıslı Türkler diğer yanda Adalılarla Anadolu’dan gelenler arasında derinleşen psikolojik gerginlik ve kopuş gözardı ediliyor. Türkiye’de bir kesimin Kuzey Kıbrıs halkını nankörlük ve hazır yiyicilikle itham ettiğinin, Kıbrıslı Türkler arasında ise Türkiye’yi baskıcı bir sömürgeci güç olarak görenlerin arttığının bir “açık sır” olduğu görmezden geliniyor.
Hükümetin geçen haftaki davranışları neredeyse akla yeni bir Kıbrıs politikasının eşiğinde mi olduğumuz sorusunu getiriyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.