Libya’da BM Güvenlik Konseyi 1973 sayılı kararının uygulanması sorumluluğunu NATO’nun yüklenmesi isabetli. Şimdiye kadar harekâtı yürüten koalisyonun Fransa’nın bencil saiklerle hareket ettiği kuşkusunu uyandıran aculluğu yüzünden güven kaybına uğraması işleri bu noktaya getirdi. Şimdi kampanyanın her üç unsurunun, yani uçuşa yasak bölge uygulaması ve silah ambargosu yanında asıl yer hedeflerine havadan saldırı harekâtının komutasının NATO’ya verilmesinde uzlaşı sağlandı.
Bu çözüme direnen Fransa’ya karşı Türkiye’nin verdiği mücadele dillere destan. Bu ülkeyle sürtüşmelerimizin tarihine yeni bir sayfa daha eklendi. Aslında diplomasimiz pek de yanlız değildi. NATO formülü zaten sorumluluktan sıyrılmaya çalışan ABD yanında İngiltere, İtalya ve diğer birçok ülkenin de isteğine uyuyordu.
Ancak şimdi hâlâ Sarkozy’nin mızıkçılık yaptığı, bu defa harekâtın siyasi karar yetkisinin NATO’da olmamasında ısrar ettiği anlaşılıyor. ‘Siyasi koordinasyon’ için koalisyonun baş rolde olacağı farklı katılımlı mekanizmalar öneriyor. NATO uzlaşısının siyasi kontrolü içerip içermediğini, bu arada, operasyona katılan bazı Arap ülkelerinin katkısı için ne gibi formüller bulunacağını bugün Londra’da toplanan Libya konferansı sonucunda anlayacağız. Türkiye’nin de NATO yanında şeklen de olsa Arap Birliği, Afrika Birliği ve İKÖ’nün bir şekilde işin içine sokulmasını istediği anlaşılıyor.
Libya sorunsalı pek çok tartışmayı gündeme getirdi. Bunlardan biri dış politikalardaki tutarsızlıklar. Türkiye ile ilgili en çarpıcı olanı tabii ‘Libya’da NATO’nun ne işi var’dan başlayıp Libya harekâtının NATO çerçevesine alınmasının en ateşli savunucusuna dönüşmemiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.