Afrika demokrasi kavramıyla pek barışık bir kıta sayılmaz.
Kuzey Afrika malum, şimdilerde otoriter rejimlerinden silkelenmeye çalışıyor. Tunus, Libya ve Mısır’daki değişime “Arap Baharı” adının verilmesinde bu ülkelere demokrasinin geleceği ümidi rol oynadı mutlaka. Ama bu ümidin şimdilik başka bir “bahara” kalması olasılığı daha fazla galiba.
Kara Afrika veya diğer adıyla Sahraaltı Afrika’ya gelince, buradaki ülkelerin pek çoğu bağımsızlıklarından itibaren uzun yıllar baskıcı tek adam rejimlerine mahkûm oldular. Bir yandan tek otoriteye itaati emreden kabile geleneklerinin, diğer yandan Afrika toplumlarını yapay biçimde bölen Batı politikalarının aynı ülkeler içinde yarattığı husumetlerin sürmesi demokratikleşmeye set çekti.
Ama bu ülkelerden bazıları yine de çeşitli askerî darbe ve kanlı yönetim maceralarından sonra 1990’lardan bu yana başkanlık veya parlamenter sistemlerini oturtmaya başladılar. Bunların başında Mandela’nın Güney Afrika Cumhuriyeti geliyor tabii. Gana, Benin, Zambia, Botswana ve Mali diğer örnekler. Bunlar Batı standartlarına göre de demokrasi addediliyor.
Bu ülkeler yanında “Economist Intelligence Unit”in her yıl derlediği listeye göre “yarı demokrasi” sayılanlar var (O arada bu listede Türkiye de “yarı demokrasi” sınıfında). Bunlar en azından iktidarın seçimlerle el değiştirdiği, ancak demokrasi kültürü henüz yerleşmemiş ülkeler. Üstelik çoğu fakir olduklarından her zaman kişisel nüfuz sahiplerince satın ve esir alınabilecek toplumlara sahip. Kenya, Uganda, Tanzanya gibi örnekler yanında Senegal de bu demokrasisi “kırılgan” ülkelerden biri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.