Kıbrıs Rum Meclisi geçen hafta “AB’ye üye bir devlet olan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde garantiler ve garantörler düşünülemez” şeklinde bir karar aldı. Doğal olarak bu karar Türk tarafında tepkiyle karşılandı. Garanti ve İttifak Antlaşmalarının Kıbrıslı Türkler için hayati önem taşıdığı ve bundan vazgeçilmesinin söz konusu olmadığı vurgulandı.
Böylece Kıbrıs müzakerelerinde iki liderin güçlerini aşan ve her konuda anlaşsalar dahi önünde sonunda yüzleşmek zorunda kalınacak olan güvenlik konusu yine gündeme geldi. Tarafların tamamen zıt pozisyonları bir kez daha yinelendi.
Aslında müzakerelerde mesafe kaydedildiği, en önemli başlıklardan ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ konusunda hemen hemen uzlaşmaya varıldığı anlaşılıyor. Tabiatıyla her iki taraftaki çözüm karşıtları kendi liderlerini fazla taviz vermekle ithamdan geri kalmıyor. Ama bu ithamlar bile bir denge bulunduğunun delili.
Bu gidişe rağmen bir heyula gibi son dönemeçte bekleyen güvenlik ve garantiler sorunundan geçen hafta –benim de üyesi olduğum- Türk-Yunan Forumu heyetinin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu ziyaretinde de söz edildi.
Ziyarette sadece bu konu konuşulmadı elbet. Davutoğlu geniş bir dış politika tahlili yaptı. Türkiye’nin dış dünyaya bakışındaki değişimi vurguladı. Soğuk Savaş döneminin korkulara dayalı bunalım politikalarının yerini diyalog ve işbirliğine dönük bir vizyonun aldığından bahsetti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.