Çukurca’nın ardından ‘terörün dış destekleri’ yine gündeme geldi. Erdoğan’ın Batılı ülkelere yönelik ithamları yanında dikkatler ‘olağan şüpheliler’ Suriye ve İran’a da döndü.
Köprüleri attığımız Beşşar Esad rejiminin PKK’yı desteklemekte artık fazla utangaç davranmayacağı tahmin edilebilir. Bunun ölçüsünü tesbit istihbaratçıların işi. En azından PKK dağ kadrosunda pek çok Suriyelinin yer alması tesadüf değil herhalde.
İran ise biraz daha yakından bakılmaya değer.
Halen Tahran rejimi dışta sorunlu bir dönem geçiriyor. En büyük düşmanı ABD, baskısını daha da arttırma peşinde. Obama, İran Devrim Muhafızları’nın Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi’ne suikast düzenlediği iddiasına dayanarak İran Merkez Bankası ile ilişkilerin kesilmesini, İran’dan petrol ithalatına son verilmesini istiyor. Komplonun fazla acemice gözükmesi nedeniyle doğruluğu kuşkulu olsa da bu iddia Tahran’a ciddi tehdit oluşturuyor. Yine ABD ek yaptırımlara dayanak olsun diye İran’ın nükleer silah teknolojisi projeleri tasarladığına dair veriler yayınlaması için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na baskı yapıyor.
Arap Baharı da İran’ın bölgedeki durumunu sarsıyor. En yakın müttefiki Suriye Baas rejiminin zayıflaması bile İran için stratejik bir destek kaybına dönüşüyor. Çökerse darbe daha büyük olacak. Suudi Arabistan ile ilişkileri suikast komplosu iddiası nedeniyle ‘kötü’den ‘daha kötü’ye döndü. Bu arada Filistin ile İsrail arasındaki esir takasının getirdiği nispi yumuşama Tahran’ın bölgedeki nüfuz politikalarına yardım etmiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.