Kıbrıs’ta işler yine kötüye gitmekte. Yerinde sayan liderler arası müzakereler şimdi bir de doğalgaz ve petrol ihtilafıyla zehirleniyor.
Geçen hafta Türk-Yunan Forumu’nun Lefkoşa toplantısında dinlediğim Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü’nün açıklamaları iyimser olmayı pek mümkün kılmıyordu doğrusu. Sözcülerin ifadelerine bakılırsa federal devletin niteliği, siyasi eşitlik gibi temel parametrelerde bile görüş ayrılıkları sürmekte. Dahası taraflar Eroğlu ve Hristofyas’ın Ban Ki-mun ile ekim sonunda yapmaları öngörülen üçlü zirveden ümit kesmişe benziyorlar. Zira başarısızlığın sorumluluğunu karşı tarafa yükleme oyunu başlamış bile.
Tarafların gaz ve petrol sorununa ilişkin tutumları aslında nihai çözüme ilişkin bakışlarının yansıması. Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ın doğal kaynaklarında payı olduğunu teslim ederken, paylaştırmayı Ada’nın tek tanınmış temsilcisi olarak kendisinin yapacağını ileri sürüyor. Böylelikle zımnen Türk tarafını azınlık statüsüne koyuyor. Kıbrıslı Türkler doğal olarak bunu kabul etmeyip kaynakların eşit ortak olarak beraberce değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorlar.
Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin sondaj çalışmalarını başlatmasına karşı art arda yaptığı hamleler de sorunun boyutlarını büyütüyor.
KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalanması, GKRY’nin hidrokarbon araştırma ruhsatı verdiği ve sondaj başlattığı bölgeye Piri Reis’in gönderilmesi, Başbakan’ın yabancı şirketleri uyarması, bu arada, “Gemilerimiz Doğu Akdeniz’de kendilerini daha fazla gösterecek” şeklindeki beyanları, Türkiye açısından Kıbrıs sorununu aşan ve tabii ki Filistin meselesi ve İsrail’le ilişkiler dâhil bölge dengelerini de ilgilendiren iddialı bir politika çizgisini yansıtıyor gibi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.