Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme süreci zaten bitkisel hayata girmişti. Şimdi yaşam desteklerinin fişinin çekilmesine ramak kalmışa benziyor. Zürih Protokollerinin her iki tarafta da onaylanması yakın bir gelecekte mümkün görünmüyor.
Bizim tarafta, Protokollerin imzasının hemen ardından Azerbaycan’ın baskısıyla hükümetin iradesi zayıflayıp Başbakan Erdoğan sınırın açılmasını Karabağ sorununun halline bağlayınca TBMM’nin onayı belirsiz bir tarihe atılıvermişti. Ardından Ermeni Anayasa Mahkemesi kararının Ermeni tarafının Protokolleri sakatladığı iddiası, erteleme için yeni bir gerekçe yarattı. Nihayet ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu son gerekçeyi sağladı. Başbakan ve Dışişleri Bakanı başta olmak üzere tüm resmî beyanlarda ABD’den gelen ve gelebilecek her türlü bu tarz müdahalenin normalleşmeyi engellediği ilan edildi. Kamuoyu, sanki Anayasa Mahkemesi kararının içeriği böyle olmasa ve ABD Komitesi tasarıyı reddetseydi TBMM’nin Protokolleri onaylayacağına inandırılmak istendi. Asıl engelin Azerbaycan’ın ve içteki katı milliyetçi damarın baskısı olduğu unutturulmaya çalışıldı.
Kısacası Ak Parti hükümeti cesaretini yitirdi. Türkiye’nin Zürih ruhu öldü.
Peki, Ermeni tarafında durum ne? Geçen hafta ABD’de soykırım tasarısı fırtınası eserken Erivan’daydım, henüz döndüm. İki ülke arasında sivil toplum düzeyinde diyalogu geliştirmek üzere TESEV ve Ermeni Kafkasya Enstitüsü’nün ortaklaşa düzenlediği bir faaliyete katıldım. Bu çerçevede Türkiye heyeti olarak Ermenistan Meclisi’nde temsil edilen bütün partilerin yetkilileriyle biraraya geldik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.