‘Yunan trajedyası’ adının dahi layık görüldüğü Yunanistan krizi şimdilik atlatılmış gözüküyor. Geçen pazar AB maliye bakanlarının onayladıkları üç yılda yüz on milyar avroluk kurtarma paketi sayesinde krizin Avro bölgesinin tümüne sirayeti önlendi sayılır. Piyasalar sakinleşiyor. Avronun istikrarı hemen hemen sağlandı gibi.
Tabii Yunanlılar yirmi yıllık savurganlığın bedelini ödeyecek. IMF’in hazırladığı program gereği kamu harcamalarını önümüzdeki on dört ayda radikal biçimde azaltacak. 24 milyar avroluk bir kemerleri sıkma söz konusu. Ücret ve emekli maaşları biçilecek, yeni ağır vergiler gelecek. Emeklilik yaşı 53’den 67’ye çıkacak, kamu sektöründe maaşlar üç yıl donacak. Bu önlemlerin sosyal tepkiler doğurması şaşırtıcı değil. Ancak, bunların uzun sürmesi beklenmiyor. Yunan toplumu acı ilacı içmekten başka çare olmadığını içine sindirmiş gibi. Başbakan Papandreu’nun sakin ve gerçekçi yaklaşımının da bunda mutlaka katkısı var.
Krizin hem çözümlenmesinde hem bu kadar uzun sürmesinde başrolü Almanya oynadı. Alman iç politikasının AB’nin işleyişinde ne kadar etkili olduğu görüldü. Alman kamuoyunda oluşan, Yunanlıların ‘günahının’ bedelinin kendi ceplerinden ödenmesine karşı tepki nedeniyle Merkel yardım konusunda devamlı ayak sürüdü. En azından 9 mayıs yerel seçimlerine kadar zaman kazanmak istedi. Evet, sonunda yardım yükünün en büyük payını yüklenmeye razı oldu ama tereddütlerinin ağır bir bedeli de oldu. İlk işaretleri belirdiğinde yaklaşık yirmi milyar avroluk destekle zamana yayılabilecek krizin şimdiki maliyeti yüz on milyar oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.