
Sosyolog Nilüfer Göle 20 yıl önce yayımladığı kitabı Modern Mahrem’den bu yana, ülkedeki dönüşüme ilişkin çarpıcı ve yerinde tespitleriyle biliniyor. Son olarak Şubat ayında yayımlanan, Ayşe Çavdar’la yaptığı nehir söyleşi kitabı Mahremin Göçü’nde hayatını anlatırken arkaplanda Türkiye’deki dönüşüm ve bugün gelinen noktaya dair değerlendirmelerini de aktarmıştı. Prof. Göle’yle yaşadığı Fransa’da kısa süreliğine geldiği Türkiye’de hem seçim öncesinde ülkedeki siyasi duruma dair düşüncelerini sorduk, hem de burkadan Ortadoğu’daki ayaklanmalara, İslam’ın farklı tezahürleri üzerine yorumlarını anlatmasını istedik.
Fransa’da artık burkayla sokağa çıkmak yasak. Nasıl bir kamusal alan yaratılmak isteniyor Fransa’da, bu alanın sınırları neye göre belirleniyor?
Bugün Fransa’da kamusal alan, cinsiyet üzerinden çok önemli bir tartışma alanı oldu. Taciz nedir, mahremiyet nedir, cinsel saldırı nedir? Kamusal alanın sınırları bu sorular üzerinden tartışılıyor. Buna bir sosyal bilimci ‘cinsiyet demokrasisi’ diyor. Mahremiyet nedir, mahremiyeti nasıl kabul edebiliriz, çok önemli bir demokrasi meselesi haline geldi.
Nedir mahremiyetle demokrasi arasındaki ilişki?
Mahrem olduğunu düşündüğümüz konuların kamusal alana çıkması, demokrasinin bir motoru olarak görülüyordu yakın zamana kadar. Örneğin, bir kadının cinsel tacize uğradığında bunun ev içinde kalmaması, bunu şikayet edebilmesi, kamusal alana taşıması, demokrasinin çok önemli bir motoruydu. Çünkü ‘kol kırılır yen içinde kalır’ zihniyetinden çıkmak gerekiyordu modern olmak için. Kürtaj örneğin... 70’li yıllardan itibaren feminist hareketle birlikte, kürtaj hakkının kamusal alanda tartışılması demokrasinin en önemli öğelerinden birisi olarak algılandı. Sürekli bir kamu merceğiyle mahremin sınırını çizmeye başladık. Ama bugün artık neleri kamusal alana taşıyabileceğimiz meselesi, nerede sınırları çizeceğimiz, demokraside bir tartışma konusu oldu.
İslam ne getirdi bu kamusal alana?
İslam bugün yeniden hem kamusal alana çıkıyor hem de aslında bir anlamda, mahrem, dokunulmaz olanı hatırlatmak istiyor. Uç bir örnek olarak burkadan bahsedebiliriz burada. Burka dine adanmışlığın, bir azınlık grubu tarafından, aşırı ve aykırı bir yorumu. Safiyet arayışını en uç noktasına kadar taşıyarak gündelik hayatla kavgaya girişiyor. Ayrıca ben bu burka olayında aynı zamanda aşk ve cinsellik arasında yeni bir arayış görüyorum. Kadınlar ve erkekler hem ilişkilerini sadakat üzerine kurmak istiyor hem de arzu nesnelerinden vazgeçmiyorlar; ‘Her an başka birini de arzulayabilirim’ dürtüsü özgürlük anlayışıyla eşitlenir oldu. Aşktan, sadakatten, aile kurmaktan öte arzu önem kazınıyor. Arzu toplumunun getirdiği bu güvensizliklere karşı kadın burka giyerek, kendini bir şekilde kocasına adıyor. Kendisini arzu nesnesi olmaktan çıkartıyor, ulaşılmaz kılıyor. Sadakat kavramı Allah nezdinde perçinleşmiş oluyor, nefis frenleniyor. Böyle yaparak, kadın, kocanın da kendisini sahiplenmesini de sağlıyor. Onun için, ben burkanın yeni bir sadakat ve aşk grameri getirdiğini düşünüyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.