1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 09 Şubat 2012 Perşembe 19:40
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Tuğba Tekerek SÖYLEŞİ 14.03.2010
Tuğba Tekerek
‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’ Tuğba Tekerek - ‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’
Tuğba Tekerek köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Bu Kalp Seni Unutur mu?’yla çıktığımız geçmişe yolculuk yarım kaldı. Dizinin başrol oyuncularından Bülent İnal, Urfalı utangaç çocuğun bugüne yolculuğunu anlattı.

Bu Kalp Seni Unutur mu?’nun ömrü hatırlatmaya yetmedi. Ama dizinin oyuncularından Bülent İnal, bir zaplama anında yakaladıklarını Diyarbakır Cezaevi’nin karanlık dehlizlerine götürüp bırakmıştı zaten.

80’li yıllardan günümüze gelmek için yola çıkan Bu Kalp Seni Unutur mu?’nun yolculuğu yarım kalınca biz de İnal’ın geçmişine gittik. Çocukluğunda Güneydoğu’da tanık olduğu kavga dövüşü, gençlik yıllarında hastalık derecesindeki utangaçlığını ve sonra kendisini oyunculukla tedavi edişini konuştuk.

Siz Bu Kalp Seni Unutur mu? dizisiyle izleyiciyi 80’lerin Diyarbakır Cezaevi’ne götürdünüz. Peki, siz diziyle kendi çocukluğunuza gittiniz mi?

Tabi ki gittim... Ben yedi yaşına kadar Urfa’daydım. 1973 - 80 arasında doğuda en tehlikeli yerlerden birinde, Hilvan ilçesindeydim. İstanbul’a gelene kadar dünyada herhangi bir yerde herhangi bir sokakta hayatın böyle olduğunu düşünüyordum: Sürekli ölümler, kavgalar dövüşler ve silah sesleri...

O zamanlar yakın çevrenizde tanık olduğunuz kötü bir olay oldu mu?

Oldu tabii... Sizinle sohbet eden, kafanızı okşayan birinin yolda cesedini görebiliyorsunuz. Şunu hiç unutmam: Genç bir polis memuru ağabeyimiz vardı. Her gün işe gidip gelirken, bizim oradan geçer bizimle top oynardı. Bir gün yine geçti, geçerken bizimle top oynadı, kafamızı okşadı. Sonra köşeyi döndü, silah sesi duyduk. Bir gittik, ölmüştü...

Nasıl etkiledi bunlar sizi?

E korkuyorsunuz... Korkularla büyüyorsunuz...

Öfke doğurmadı mı?

Bizde öyle bir şey oluşmadı. Çünkü çok küçük yaşta İstanbul’a geldik. Annem babam bizi İstanbul’da da bu tür şeylerden uzak tutmaya çalıştı. Zaten 80 darbesiyle beraber oluşturulmak istenen neslin birer örneğiydik. Bize her şey unutturuldu, apolitik bir nesil olduk. Öfkeyle büyümedik.

İstanbul’a geldikten sonra Kürtlüğünüzü saklamak gibi bir durum oldu mu?

İstanbul’a 80 yılında geldik. Terörün çok yoğun olduğu yıllardı. O zaman herkes birbirinden ne olduğunu saklıyordu. Belki çok yakın zamana kadara bile saklıyordu. Ben hiçbir zaman saklama gereği duymadım.

Ama şunu hatırlıyorum: Bize okula giderken ‘Nene demeyin, babaanne deyin’ derlerdi. Çok oralı olduğunuz belli olmasın hani. Doğu’dan gelenlere karşı ‘potansiyel terörist’ suçlamaları oluyordu.

Sizin evde Kürtçe konuşuluyor muydu?

Yok, bizde Kürtçe konuşulmuyordu. Benim babamın bir tarafı Zaza. Annemin ailesi Selçuklu Türklerinden geliyor. Biz bir Kürtlük bilinciyle yetişmedik. Belki çocukken Kürtçe biliyordum ama İstanbul’a geldiğimde unuttum. Hayal meyal bazı kelimeleri hatırlıyorum.

Şimdi Kürtçe öğrenmek istiyor musunuz?

Özel olarak bunun kursunu alayım diye bir düşüncem yok ama öğrenmemiz gerekiyor. Nasıl şimdi herkes İngilizce öğreniyor o da bir süre sonra ihtiyaç olacak. Çünkü bu ülkenin bir bölümünün ana dili Kürtçe ve onlar sizinle Türkçe konuşuyorsa siz de onlarla Kürtçe konuşabilirsiniz. Kürt arkadaşlarımla birer ikişer cümle kurabiliyoruz. Karşılaştığımızda ya da ayrılırken esprisine... O kelimeleri, o cümleleri de artık herkes biliyor.

Türklerin yüzde 99’u bence Kürtçe ‘merhaba’ nasıl denir bilmiyor.

Hadi ya... Ben bildiklerini düşünüyordum. İyi niyetle bakıyoruz belki de... Bunların artık bitmesi lazım. Çok ayıp. Bir insanın konuştuğu bir dil bir ülkeyi nasıl bölebilir. Öyle bir şey yok gördüğümüz gibi. Bu ülkenin korkular ülkesi olmaktan kurtulması lazım.

Sizin, bir yandan efendi bir imajınız var, bir yandan da çok hayranı olan birisiniz.

Öyle mi? Hiç bilmiyorum.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Tuğba Tekerek Makaleleri:
  1. Ben kolesterole inanmıyorum - 20.11.2011
  2. Kürtler PKK’yı denetlesin - 30.10.2011
  3. Kopan koldan çiçekler yapmak - 16.10.2011
  4. “İlkokulda başörtüsü takılabilmeli” - 09.10.2011
  5. Ülkede federal laiklik olmalı... - 21.08.2011
  6. Seke seke giderken ‘çat’ duvara çarptım - 12.07.2011
  7. Ayşecik ineği Güzelpınar’da sağar - 17.07.2011
  8. Anayasada anadil yasağını kaldırırız - 17.06.2011
  9. AKP yüzde 100 olmak istiyor - 04.06.2011
  10. Türkiye iyi örnekti, şimdi gidişat tehlikeli - 29.05.2011
  11. Chantal Mouffe: ‘Siyasetin ta kendisi çatışma’ - 24.10.2010
  12. Meral Tamer: ‘Kitaptan sonra annem dirildi’ - 17.10.2010
  13. Hüsnü Şenlendirici: ‘Artık çoraplarımı kendim giyiyorum’ - 30.05.2010
  14. Karanlık ve güzel burka - 25.05.2010
  15. Hasan Cemal: ‘Askerin hem zihni hem ders kitabı değişmeli’ - 15.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Müzakereler barış için bir fırsattı
  5 milyar dolar yatırımla 45 yeni AVM geliyor
  Çağlayan: Angela Merkel bizi incitiyor
  Sanayi üretiminde 3.7 artış
  Demirören’den kamuoyu yoklaması
  Beşiktaş’a gol atınca dua ettim
  Divan Kurulu toplantısı yapıldı
  Londra’ya emin adımlarla
  Futbolun kuralı yeniden yazılıyor
  Ersan’dan “double double”
  Derbi maçın galibi Fenerbahçe
  Anadolu Efes işi mucizeye bıraktı
  Arkas Spor ilk 6 arasına girdi
  Burada ‘tanrı-küratör’yok
  ‘Rant kaygısı İstanbul’u ahtapot gibi sardı’

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 09.02.2012
Devlette savaş
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 09.02.2012
Evetler, hayırlar
ARADA
Markar Esayan - 09.02.2012
Devlet ve kurumları
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 09.02.2012
‘Medeniyet dili’
SINIR YAZILARI
Cihan Aktaş - 09.02.2012
Ekmek, gül ve ‘acı’ vatan
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 09.02.2012
Samanyolu TV günahı
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 09.02.2012
‘Kürdistani’ Şerafettin!
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 09.02.2012
Görünmez saraylar
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 09.02.2012
Primo Levi’nin dönüşü...
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 09.02.2012
Medya ve özgürlükler
TELESİYEJ
Telesiyej - 09.02.2012
‘Kurt Kanunu’ ve önce karakterlerinden sorumludur bir dizi!
-
Gülengül Altınsay - 09.02.2012
Unutmadık unutmayacağız
ZAMANIN RUHU
Gökhan Karabulut - 09.02.2012
O masada başbakan olmak: Papademos
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 09.02.2012
Türk futbolu medeni değil!
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Tuğba Tekerek - "‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’" başlıklı köşe yazısı
09.02.2012 19:40:10