
Dışarıdan bakınca başka bir ülkedeki farklı siyasi anlayışlardan, çatışmalardan, yıkılıp yeniden yapılanlardan bahsetmek kolay. Misal, ‘Arap baharında taraflar şeriat konusunda ne diyor’ konulu bir televizyon programı kimsenin kılını kıpırdatmaz. Ama mesele Türkiye olunca bir de bakarsınız her şey koca koca birer tabuya dönüşüvermiş.
Georgetown Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler ve İslami Çalışmalar Profesörü, aynı zamanda üniversitenin Müslüman-Hıristiyan Anlayışı Merkezi Kurucu Direktörü John Esposito ‘Türkiye dahil İslam ve siyaset’i konuşmak için ideal isimlerden birisi. Bir Katolik olarak yetiştirilip manastırda yıllarını geçirmiş olan Esposito, akademisyen olarak yaklaşık 40 yıldır İslam üzerine çalışıyor. Editörlüğünü yaptığı çalışmalar arasında Oxford Modern İslam Dünyası Ansiklopedisi gibi referans kaynakların yanısıra Gülen cemaati ve Türkiye’yle ilgili çalışmalar da bulunuyor. İslam’la ilgili konularda Batı medyasının mikrofon uzattığı ilk kişilerden olan Esposito’yla hem Mısır’da şeriat isteyen grupları hem de Türkiye’de ilköğretimde başörtüsünü konuştuk.
Arap toplumunda yeni rejimler kurulurken güç mücadeleleri hangi gruplar arasında gerçekleşiyor?
Bir yanda Selefî hareketleri var, bunlara aşırı muhafazakarlar da diyebiliriz. Basitçe geçmişte oluşturulan sistem değiştirilemez, oradan alınmalı buraya konulmalı, diyorlar. Bunu Suudi Arabistan’da ve bazı Körfez ülkelerinde ve başka bazı ülkelerde görüyoruz. Değişim isteyenlerse çok çeşitli, İçlerinde ilerici dinî liderler, çok sayıda entelektüel; bilim, felsefe eğitimi almış insanlar var. Müslüman toplumların ilerlemesi ve İslam’ın yaşamsal bir dinamik olarak varlığını sürdürebilmesi, insanları kaybetmemesi için yeniden yorumlanması gerektiğini söylüyorlar. Karşılarındaki muhafazakarlar çok güçlü, çoğu dinî lider çok muhafazakar, toplumda imamlar gibi pek çok insanı eğitiyor, onlar da bir sonraki kuşağın anne babalarını etkiliyorlar. Ama bu değişim gerçekleşecek, bu gerilim döneminden geçeceğiz, reformlar belki 5-10 yıl alacak ama gerçekleşecek
‘İslam’la demokrasi bir arada varolabilir mi’ meselesinde taraflar tezlerini neye dayandırıyorlar?
Yöneticiler, yıllarca İslam’a göre ilahi egemenlikle, halkın egemenliği arasında bir çelişki olduğunu söyleyerek halk egemenliğini yok etmeye çalıştılar. Öte yandan (Tunus Nahda hareketinin lideri Raşid) Gannuşi ve benzeri pek çok İslam reformcusu şöyle diyor: ‘Evet egemenlik Allah’ındır ama bu egemenliğinin gerçekleşmesini insanlar ve kurumları sağlar. İnsanlar Allah’ın temsilcileridir. Allah, yarattığı insan topluluğundan, o iradeyi gerçekleştirmesini ister. İşte burada halkın egemenliği devreye girer.
Yazının devamını okumak için tıklayın.