‘Benim adıma öldürme/ Ser navê min nekuje’ inisiyatifi, sesini dünyaya bir Facebook sayfasından duyurdu. Çekirdeğini 5-6 kişilik bir Türk ve Kürt grubunun oluşturduğu inisiyatif hem Türk devletine hem Kürt hareketine seslenerek, kendilerinin adına hiçbir insanın hayattan kopartılmasına razı gelmediklerini söylediler. Şimdilik onbinlerce insanı kendilerine katıp, sokaklarda kendini gösteremediler. Ama aynı günlerde ‘Benim için öldürme’ isimli bir grubun çıkmasının, sonra bu isimlerin sosyal ağlarda pek çok grup tarafından kopyalanmasıının elbette bir anlamı vardı. Artık biliniyor ki, yuvarlak cümlelerden medet ummayan, iki tarafa da ‘öldürüyorsan, arkanda ben yokum’ diyen, ‘barışı ve sadece barışı’ isteyen insanlar var.
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi’nde toplanan grubun kurucusu Cemal Atila Kürt hareketinin içinde yer almış bir aileden geliyor. Kendisi bir dönem Kürt dergilerinde çalışmış, şimdi anarşizme yakın duruyor, dans ve dil eğitimiyle uğraşıyor. Atila, barış işinin neden başa düştüğünü anlattı.
Grup nasıl kuruldu?
Uzunca zamandır benim içimde alttan alta bir şey kaynıyordu. Bu yaz Hakkari’ye gittim, insanlarla konuştum. Kürtlerin durumu, ruh hali... Bazı şeylerin çok yanlış gittiğini fark ettim. Bir şeyleri yapmasını umduğumuz insanların yapacağı şey iyi olmayacak. Barış adına bir şey çıkmayacak. Gerçek bir sivilleşme olmayacak. Dolayısıyla gerçekten orijinal birşey söylemek lazım.
Kürtler için kötü giden neydi?
Kürt toplumuna baktığımızda şu anda bir fecaat görüyoruz. Bir politik sembolizm yaratılmış ve bu sembolizmin hayatta hiçbir karşılığı yok. Diyelim ki özgürlükten bahsediyoruz ama günlük yaşamda bunun çok az esamesini görebiliyorsunuz. Ayrıca insanlar bütün günlük yaşamını, kişisel ideallerini ertelemiş bu meseleye kilitlenmiş, tamamen politik bir kimlik üzerinden varolma noktasına gelmiş. Toplum sanki durmuş. Bunun kırılabileceğini, kırılması gerektiğini düşündüm. Burada arkadaşlarla ‘Biz mi yapacağız bu işi’ dedik ama sonra aslında öznelerin bizim olmamız gerektiğini düşündük. Barışı siyasetçiden beklemek saflıktır, çünkü o doğası gereği binbir hesapla kitapla hareket eder.
Peki sivil toplum kuruluşları? Özellikle Kürt tarafında güçlü bir sivil toplum yok mu?
Öyle bir şey yok. Önemli olan sadece BDP’yle organik bağının olmaması değil. Öyle bir düşünsel ortam ve paralellik oluşmuş ki, bunun içinde herhangi bir STK’nın farklı bir ses çıkardığını, çoğu zaman bir ses çıkardığını bile duyamıyoruz. Ne duyuyoruz? Bir takım ortaya söylenen klişe laflar; “Nerden gelirse gelsin şiddete karşıyız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.