
Yıllardır ekonomi köşesinden seslenen Meral Tamer şimdi Aşkolsun Kanser kitabıyla hem ‘minik hastalığı’nı hem hayatını anlatıyor. Bu arada kendisi de yıllar öncesinde bıraktığı annesini hatırlıyor.
Geçtiğimiz şubatta memesinde kanserli kitle tespit edilen ve iki kez ameliyat olan gazeteci Meral Tamer, yaşadıklarını önce bir yazı dizisine sonra kitaba dönüştürdü. Okura geçen hafta ulaşan Aşkolsun Kanser adlı kitapta Tamer sadece hayatındaki bu son kırılma noktasını anlatmakla kalmadı, geçmişine dönüp önceki kırılmalara da baktı. Kanseri böyle soğukanlılıkla karşılamasının geçmişiyle bir bağlantısı olmalıydı. Anılara dönünce karşısında kanserden kaybettiği, kendisini 16 yaşındayken ‘yapayalnız bırakan’ annesini buldu. Hayatını idame ettirebilmek için aynı yıl ölen babasıyla birlikte onu hafızasının derinliklerine gömmüştü. Şimdi röportajlarda sorulan sorularla dirilen annesi kitap tantanası bittikten sonra, enine boyuna düşünülüp hatırlanmayı bekliyor...
» Kanser olduktan sonra yaşamınızı anlatan bir kitap yazdınız. Hayatınız film şeridi gibi gözünüzün önünden geçti de o yüzden mi yazdınız bu kitabı?
Kitabın ortaya çıkışı şöyle oldu: Kanserle ilgili yazı dizisini okur, sular seller gibi okudu, beni sarmaladı ve kitap yazmamı istedi. Ben ‘Bu diziyi kitap yapmak istiyorum’ diye yayınevine gittiğimde, ‘Anılarınızı da katın’ dediler. Hastalığım sırasında herkesi şaşırtan benim kansere verdiğim sıradışı tepkiydi. Kanseri bir manada gülümseyerek karşıladım, tek damla gözyaşı dökmedim, son derece soğukkanlıydım. Ben niye böyle davrandım, diye anılarıma döndüm.
» Dönünce ne gördünüz?
Benim hayatım pek çok yerde çok feci kırılmış. Ben yere dökülen parçaları yerden toplayıp biraraya getirip tekrar devam etmişim hayatıma.
» 16 yaşındayken önce babanızı dört ay sonra da annenizi kaybetmişsiniz...
Annemlerin ölümü tabii ki hayatımın büyük bir kırılma noktasıydı. Ama ben orayı o gün kapattım, iyice gömdüm ve hâlâ da çok hatırlamıyorum. Editörüm ‘Bunu açsanıza’ deyince ben ‘hatırlamıyorum’ diye yanıt verdim. O kadar mimarlık okudum, sanat tarihi okudum ama geriye hiç bakamam. Antikalara bakmam. Hiç, hiç hoşlanmam... Eğer annemin babamın anılarını canlı tutmaya çalışsaydım, kendim ayakta kalamazdım. Hayatımı ancak hiç geri dönmeyerek idame ettirebildim.
» Ama sonuçta bu kitapta geçmişe döndünüz. En çok hangi bölümü yazmak zor geldi?
Yazarken kızımla ilgili bölümü yazmak zordu. Anne-kız ilişkisi naziktir. Öbür taraftan kitap çıktıktan sonra annem dirildi! Kitap röportajları benim için psikoterapi seansı gibi oldu. Hayatımda hiç psikoterapiye gitmedim, koltuğa yatıp da kendi hakkımda düşündüğüm olmadı. O tür bir insan olmadım ben. Ama Milliyet’ten Zeynep (Özkartal) sordukça benim gözümden yaşlar akmaya başladı. Bu kitap tantanası bittikten sonra annemle ilgili bölümü ilk nefes aldığımda düşüneceğim.
» İyice kapattım dediniz ama şimdi açmaya hazırlanıyorsunuz...
Sorulan sorularla o kapı aralandı. O sorular soruldukça içim acıyor.
» Annenizle ilgili en çok neyi özlüyorsunuz?
O soyut bir şey, daha bütünsel bir şey... Ben annemi özledim, varlığını özledim.
» Anneniz son derece disiplinli bir insan. Siz de ona itiraz etmeyen, en fazla ağlayarak tepki veren bir çocuksunuz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.