
Dünyanın önemli siyaset felsefecilerinden Şeyla Benhabib’e göre modernleşmeyle birlikte dinden uzaklaşılacak fikrini savunmak artık mümkün değil. Postlaik toplumlar döneminde Türkiye geçtiğimiz yıllarda başarılı bir örnek sundu, ‘inanılmaz bir tecrübe’ yaşadı. Ancak şimdi gidişat tehlikeli, dikkatle izlenmeli. Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde dersler veren Profesör Benhabib, Kürt meselesine ilişkin olarak ise kozmopolit federalizmi savunuyor, bölgesel özerklik olacaksa bile bunun hukukun egemenliğe dayanan, ulusötesi bir çerçevede başarılı olacağını inanıyor.
Daha önce Harvard Üniversitesi’nde de dersler veren İstanbul doğumlu Benhabib demokrasi, toplumsal cinsiyet, çoğulculuk alanındaki çalışmalarıyla tanınıyor. Geçtiğimiz hafta, Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen İstanbul Seminerleri kapsamında Türkiye’ye gelen Benhabib sorularımızı yanıtladı...
Sizin de Türkiye ile ilgili makalelerinizde kullandığınız “postsekülerizm” diye bir kavram var. Nedir bu ‘post-sekülerizm”, öncelikle onu anlatır mısınız?
Aşağı yukarı 50 yıl boyunca sosyal bilimlerde bir tez vardı: Bir ülkede modernleşme, endüstrileşme, şehirleşme süreci aynı zamanda dinden uzaklaşmayı, sekülerizmi getirir. Ama görüldü ki, bu böyle değil. Dünyanın pek çok ülkesinde bu böyle değil. Mesela ABD... Çok dindar bir ülke. ABD Başkanı sürekli “God bless America” diyor, “Tanrı Amerika’yı korusun”.
Türkiye’de sekülerizmin, Fransa’dan esinlenmiş epey sert bir modeli, laiklik uygulandı. Dinin sadece kişiye kalmış özel bir mesele olmasından öte kamu alanlarında dini semboller olmaması gerekir, diye düşünüldü. Ayrıca Jakoben aydınlanmacı bir anlayışla, dindar insana yukardan bakılıyordu, aydınlanmamış insan olarak görüyordu. Ama artık bu, savunulacak bir tez değil, ne sosyolojide, ne felsefede, ne siyasette. Türkiye de bu anlamda bir dönüşümün içinde. Türkiye’deki post-sekülerizmin bir anlamı da gerek toplumda, gerek aydınlar arasında, gerek medyada dine karşı artık bir düşmanlık olmaması, oldu. Bu post-sekülerizm, şimdi her ülkede görülen bir olay. Modernleşmeyle beraber sekülerleşme gelmiyor, o halde devlet-toplum-din ilişkisini ne şekilde düşünmek gerekir, tüm ülkelerde şimdi bu tartışılıyor.
Dört yıl önce verdiğiniz bir röportajda, AKP için Türkiye’de ‘inanılmaz bir deneyim’ gerçekleştiriyor, demişsiniz. Bu deneyim Türkiye’de devlet-toplumdin ilişkisinin dönüşmesiyle mi ilgili?
Orada ben Müslüman bir ülkede demokrasi anlayışının gelişmesini kastediyordum. Diğer inanç gruplarının toplumun ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi, demokratikleşme sürecinin başlaması... Ayrıca, Türkiye’de bu büyük dönüşüm, bana göre dine dönüş olmasının yanı sıra, modernleşme sürecine katılmış insanın tekrar kendi inancını bulmasıydı.
Peki, sizce şimdi ne noktada AKP’nin ‘inanılmaz deneyim’i?
AKP Türkiye’nin büyük dönüşüm sürecinin bir unsuru, toplumun büyük açılımının parçasıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.