Geçen yazıda 2009 yılında Türkiye’nin küresel krizden hak etmediği ölçüde çok etkilendiğini vurgulamıştım. Siyasi gelecek ne kadar belirsiz, istikrarsızlık ihtimali ne kadar yüksekse, ekonomik performans da o kadar düşük oluyor. Bu açıdan 2009 yılı çok ders çıkartılması gereken bir laboratuar gibiydi.
Krizlerin bir tek iyi özelliği var. Her krizin fırsatları da beraberinde getirdiğini ve Çincede krizin bu iki anlamı barındıran bir kelime olduğunu söylemeyeceğim. Krizlerin en iyi tarafı bir gün bitecek olmaları. Hatta daha da iyisi, ne kadar sürecekleri, ne zaman ve nasıl bitecekleri hakkında eldeki çalışmalar epey fikir veriyor.
2010 yılında küresel krizin gündemden düşmeye başlayacağını söylemek büyük bir feraset gerektirmiyor. Kriz sonrasında dünya ekonomisinde büyümenin çok hızlı olmayacağını söylemek de şaşırtıcı değil. Bu koşullar altında Türkiye ekonomisinde ancak orta karar bir performans beklenebilir.
Küresel kriz sonrasında dünya finansal sisteminin düzenlenmesinde önemli değişiklikler olacak. Eski gevşek düzenleme ve denetim anlayışı değişecek. Tek tek finansal kurumların riskini kontrol etmeye dayalı düzenleme anlayışı yerini sistemi bir bütün olarak ele alan yaklaşıma bırakacak. Finansal piyasaların bu yeni sisteme kendilerini uyarlamalarına kadar geçecek süre içinde, Türkiye gibi büyümesini dış kaynaklara dayalı olarak gerçekleştiren ülkeler sıkıntı yaşayacaklar.
Finansal sistemin çalışma esaslarındaki değişiklikler, reel sektör üzerinde de etkili olacak. Üretim zincirlerinde meydana gelecek değişikliklere bağlı olarak üretimin ve dış ticaretin dünya üzerindeki dağılımı da değişecek.
Yazının devamını okumak için tıklayın.