Dış ticaret açığı artmaya devam ediyor. İhracatımızın bir türlü istediğimiz kadar rekabetçi olamaması, hep önümüzde duran bir sorun. Türkiye büyüdükçe dış ticaret açığı da büyüyor. Bu bize 1960’lı, 70’li yıllarda uygulanan ithal ikâmeci dönemden kalan bir miras.
Dışa bağımlılığı azaltmak ve ulusal ekonomiyi güçlendirmek amacıyla girişilen ithal ikâmeci politikalar, sonunda hepten dışarıya bağımlı bir üretim yapısı ortaya çıkardı. Rahmetli Erbakan’ın da ekonomi anlayışı bu ithal ikâmeci çerçeveyle sınırlıydı. 1970’lerde Ecevit ile hükümet ortaklığı yaptığı dönemdeki “ağır sanayi” hamlesini hatırlıyorum. Geçenlerde bir gazetede bu başarısız hamle günlerinden kalma bir fotoğraf karesi vardı: bir arabanın bagajına konarak taşınan bir “ağır sanayi” tesisinin temeli. Bu fotoğrafın yanında ise Almanya’da Erdoğan ve Merkel, uluslararası bilişim fuarı CeBIT’i açarken alınmış görüntüler bulunuyordu.
İthal ikâmeci politikalarla somutlanan bu ulusalcı ekonomi yaklaşımı, sadece Erbakan’a has değildi. Merkezin ortasında, sağında, solunda olan diğer partilerce de paylaşıldığı gibi, merkeze epeyce daha uzak olan sol parti ve siyasetlerin de ortak yaklaşımı idi. Daha sola gittikçe ithal ikâmesi terimi yerini antiemperyalizme bırakıyordu. Erbakan’ın Batılı güçlere karşı İslam ülkeleri arasında aradığı dayanışma, sol siyasetler için Sovyet Bloku ülkeleri arasında görülüyordu.
Dünya, birinin başını ABD’nin diğerininkini Sovyetler Birliği’nin çektiği iki bloğa ayrılmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.