Dünya ekonomisi yavaş yavaş toparlanıyor, beklentiler sürekli yukarı doğru çekiliyor. Yurtdışı gelişmeler içeriye de yansımaya başladı. Türkiye ekonomisinde bundan sonra açıklanacak verilerde iyileşme görmeye başlayacağız. Bu iyileşmenin detaylarına bakmak mümkün tabii. Ne de olsa 80 senede bir gelen bir krizle karşı karşıyayız. Bir iktisatçı olarak bu durumun keyfini çıkartmalıyım: ne de olsa böyle bir krizin her aşamasını bütün ayrıntılarıyla, günü gününe analiz etme fırsatı her halde bir daha elime geçmeyecek. Ama siyasette olan biten bundan da nadir.
Bir iktisatçı olarak krizlerin kapitalizmin doğasında olduğunu biliyorum. Aynen deprembilimcilerin İstanbul depreminin olacağını bilmesi gibi. Yani küresel de olsa, 80 yılda bir de olsa, sonuç olarak kriz tanıdık bir şey. Ama Türkiye’nin şimdi girdiği demokratikleşme sürecini ben 1980’den beri rüyamda bile görmedim. Kürt açılımı dediğimiz konu bu hafta Meclis’e geldi. Konuşulanların Meclis kürsüsünden konuşulabilir olmasının kendisi zaten açılım.
Kürt açılımı adına bu aşamada yapılanları ve yapılacağı açıklananları desteklemek insan olmanın gereği. Temel insan haklarından konuşuyoruz. Siyaset yok bu işin içinde, siyaset yapmaya imkân verecek asgari şartların yaratılması söz konusu. İtiraz edenler de buna itiraz ediyor, itiraz ettikçe çirkinleşip insanlıktan çıkıyorlar.
Öte taraftan, süreç ilerledikçe, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik bir devletin gerçekleşebilme ihtimali yükseldikçe, ileriye dönük ümitler de artıyor.
Ayrımcılığın ortadan kalkmasının, yatırımların önündeki bürokratik engellerin değil de insani engellerin ortadan kaldırılmasının nasıl bir ekonomik etki yaratacağını ölçemiyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.