Geçen hafta tam bir şom ağızlılık yapmışım.
Siyasi ve ekonomik istikrar arasında tahterevalli benzeri bir denge oluştuğuna dikkati çekmiştim. Ekonomik göstergelerin iyileşmekte olduğunu, bu nedenle erken seçim zorlamasıyla siyaset alanında gerilimin yükseleceğini yazmıştım. Yazıyı “bu yıl muhalefet açısından ekonomik istikrarsızlık iyi verim vermeyeceğe benziyor. Herhalde tahterevallide siyasi istikrarsızlığa yüklenecekler” diye bitirmiştim. Sağlaması hemen geldi.
Yargıda kopan fırtına, yaşanmakta olan dönüşüm sürecinin bir başka tezahürü. Türkiye adeta sündürülmüş bir devrim sürecinin içinden geçiyor. Siyasetteki bu had safhaya varmış olan istikrarsızlığa rağmen, ekonomi nadir rastlanan bir küresel krizin ardından hızlı ve sağlam bir toparlanma gösteriyor.
Kesif siyasi istikrarsızlığın resesyondan çıkışla kesiştiği bu noktada, ekonominin en dikkat çekici alanı istihdamdaki gelişmeler olmalı.
Geçen hafta işgücü piyasalarıyla ilgili kasım ayı rakamları açıklandı. Genel bir değerlendirme, bu alanda da düzelmenin başladığını gösteriyor. Geçen seneye oranla istihdam 742 bin artmış durumda. Ama bu istihdam artışı işsizlik oranının yine de 0,5 puan artmasına engel değil.
İstihdam artarken işsizlik niye artıyor? Türkiye genç bir ülke. İşgücü, nüfus artışından daha hızlı artıyor. Geçen bir senede nüfus 811 bin kişi artmışken, çalışma çağına giren nüfus artışı daha fazla olmuş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.