8 Mart: Kadınlar Günü. İster ekonomi, ister siyaset, ister toplumsal hayat. Hangi açıdan bakarsanız bakın kadın fena halde ikinci plana itilmiş durumda. Kadına karşı ayrımcılık ile Türkiye’nin bugün boğuştuğu sorunlar iç içe geçmiş durumda.
Ben bir ekonomist olarak istihdamla başlayayım: Gerçi kadınların işgücüne katılma oranı 2004 yılından bu yana bir artış gösterse de bu oran Türkiye’de felaket düşük. Türkiye genelinde 2010 yılında bir parça artış gerçekleşmiş ve yüzde 27,6’ya yükselmiş. Bu rakam köyleri de kapsadığı için biraz daha yüksek. Ama kadın kente gelince çalışma imkânından hepten mahrum kalıyor. Hem eğitiminin yetersizliği hem de toplumsal hayatın ve iş hayatının örgütlenmesinin elverişsizliği yüzünden. Kentlerde neredeyse sadece dört kadından biri çalışıyor.
Yoksulluk kadınlar arasında daha yaygın. Zenginleşmeden kadınlar daha az yararlanabiliyorlar. 2002 yılında hem kadınlar hem erkekler arasında yoksulluk oranı yüzde 27. Bu oran 2009’a geldiğinde erkeklerde yüzde 17’ye kadınlarda ise yüzde 19’a iniyor. Çarpıcı bir veri de kadınlar arasında yoksulluk oranı ile eğitim arasındaki ilişki. Eğitimle beraber yoksulluk oranları hızla aşağı düştüğü gibi, kadın-erkek farkı da kapanıyor. Hatta eğitim seviyesi yükseldikçe yoksulluk oranı kadınlarda erkeklerin altına geriliyor.
Ama bir de işin giderek tırmanan şiddet boyutu var ki çok daha korkunç.
Geçen hafta AK Parti Kadın Kolları kadına yönelik şiddet konulu bir çalıştay yaptı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.