Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da isyanın ateşi belli ki öyle kolay durulmayacak. Tunus’ta Bin Ali’nin, Mısır’da Mübarek’in devrilmiş olması, talepleri karşılanmayan halkı kesmiyor. Libya’da sonun başlangıcını izliyoruz. Daha iki ay öncesine kadar bu rejimlerin bu kadar kırılgan olabileceği kimsenin aklının ucundan geçmiyordu. Şimdi ise en çok merak edilen şey, sırada hangi ülkenin olduğu.
İlk şaşkınlık atlatılınca konunun akçalı boyutu da konuşulmaya başlandı. Ne de olsa bu ülkelerle ciddi bir ticaret ve yatırım ilişkisi var. Türkiye’nin ihracatının olumsuz etkilenmesi riski var mı? Ne boyutta?
Malum, dünya ekonomisi yavaş yavaş toparlanıyor. AB ekonomilerinde büyüme başladı ama hala cılız. Cari işlemler açığı 50 milyar dolara yaklaştı. Konunun bir de petrol fiyatları boyutu var. Petrol fiyatları son bir hafta içinde 15 dolar arttı ve 120 dolara yükseldi. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış enflasyonu yüzde 0,4 puan artırıyor ve ithalat faturasını dört milyar dolar yükseltiyor. Ayrıca dünya ekonomisini yavaşlatması da cabası.
Bu koşullarda bu ülkelere yaptığımız ihracat önem kazanıyor. Ne de olsa dünya krizinde bu ülkelere ihracatımızı artırabildiğimiz için ihracatımızın düşüşünü sınırlayabilmiştik. Geçen sene ihracat Mısır’a yüzde 84, Libya’ya yüzde 67 artmıştı. Gerçi artış hızları yüksek ama miktarlar genelde düşük. Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payları en fazla yüzde 2-3 seviyesinde. Bu yüzden, bu ülkelere ihracatımız yavaşlayacak olsa da, bu 130 milyar dolarlık ihracat hedefi içinde korkulacak bir sonuç yaratmaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.