Japonya’daki felaketlerin insani boyutu çok iç acıtıcı. Felaketler o kadar korkunç ki, deprem, arkasından gelen tsunami ve nükleer tehdit, Japonya için yeni bir dönüm noktası olacak. Dünyanın eksenini kaydıran depremin Japonya’nın sosyal, siyasi, ekonomik ekseninde hiçbir sapmaya yol açmaması düşünülemez.
Aynen 1999 depreminde Türkiye’de eski kokuşmuş devlet yönetme zihniyetinin de enkaz altında kalmış olması gibi.
Japonya’daki değişimin ilk işareti Tokyo Kulesi’nde görüldü. İkinci Dünya Savaşının ardından Japonya’da yükselen dünyanın en yüksek çelik konstrüksiyon binası, ülkenin dünyadaki hızlı yükselişini simgeliyordu. Deprem sonrasında kule artık dimdik yukarıyı işaret edemez hale geldi.
Ama değişim Japonya ile de sınırlı kalmayacak. En azından nükleer enerjinin geleceği açısından bu böyle. Mutlaka teknoloji, Japonya’dan çıkartılan derslerle yenilenecek. Zaten bilim ve teknolojik gelişme de böyle ilerliyor. Neredeyse bütün ülkeler kurulu santrallerini elden geçireceklerini açıkladılar. Türkiye’nin de nükleer santral kurma kararına bunlar hiç olmamış gibi, en ufak bir değişikliğe gitme ihtiyacı bile duymadan devam edecek olması düşünülemez. Bu neresinden bakarsanız bakın insan aklına, zekâsına aykırı olur. Şimdi en azından, kazadan çıkarılacak dersleri beklemek gerekiyor.
Fukuşima’daki felaket, benim üzerimde nükleer enerjinin nasıl tüm insanlığı tehdit eden bir felakete dönüşebileceği gerçeğinin daha ötesine geçen derin etkiler yarattı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.