Zaman zaman bir adım geri çekilmek, güncel bilgi ve veri bombardımanından korunmak ve duman yere çöktükten sonra ortaya çıkan manzarayı değerlendirmek gerekiyor. Yıl dönümleri bu tür değerlendirmeler için bir fırsat.
Bu fırsatı kullanıp 2008 krizini daha önceki krizlerle karşılaştıralım ve uygulanan politikaların basiretini ve elde edilen ekonomik performansın gücünü değerlendirelim.
Büyümesini yurtdışından temin edilen kaynaklarla canlı tutan ülkeler için, küresel finansal sistemi alt üst eden bir krizden etkilememek mümkün değil. Bu konuda yapılmış çok sayıda araştırma var. Türkiye de küresel krizden illaki etkilenecekti. Ama hak etmediği kadar etkilendi. Niye?
2001 krizinden sonra Türkiye kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecinden geçmişti.
Kamu maliyesine disiplin gelmiş, Merkez Bankası, hükümetlerin para basma matbaası olmaktan kurtulmuş, bütçe açıkları neredeyse sıfırlanmış, kamu borç göstergeleri iyileşmişti.
Enflasyonla 30 yıldır devam eden mücadelede nihayet bir noktaya gelinmişti. Enflasyon belki yüzde 5’in altına çekilememişti ama tek haneye indirilmişti.
Faiz oranları ve reel faizler düşürülmüş, kamu kâğıtlarının eski cazibesi kalmamış, üretimin önemi artmaya, yatırımlar yeniden hız kazanmaya başlamıştı.
Bankacılık sektörünün regülasyonlarında, yönetişim yapısında, denetim ve gözetiminde köklü değişiklikler olmuştu. Bu sayede 2008 krizi çıktığında Türkiye’de bankacılık sektörü sağlamdı. Sermaye yeterlilik oranı yüksek, sorunlu kredi oranı düşük, kur riski düşük bir bankacılık sektörü ülke için ciddi bir avantajdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.