AKP’nin seçim beyannamesi hakkındaki genel gözlemlerimi yazdığım pazartesi günkü yazımı yeni bir vizyon, yepyeni bir yörünge olmayınca 2023 yılında dünyanın en büyük onuncu ekonomisi olma hedefini gerçekleştirilir bulmadığımı yazarak bitirmiştim. Niye böyle düşündüğümü açıklayayım.
Son IMF rakamlarına göre Türkiye şimdi dünyanın en büyük 16. ekonomisi. Satın alma gücü paritesine dayalı hesaplamalara göre Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi içindeki payı yüzde 1,3. Bir ülkenin dünya ekonomisindeki payında ve yerinde kısa sürede pek büyük değişiklikler olmuyor.
Ünlü iktisat tarihçisi Maddison’un hazırlamış olduğu tarihsel veri seti ülkelerin ekonomik performansını tarih içinde ve birbirleriyle karşılaştırmalı olarak incelemek için çok yararlı. Bu verilere göre Türkiye’nin dünya ekonomisindeki ağırlığı 1500 yılından bu yana yüzde 0,6 ile yüzde 1,5 arasında değişiyor. 1500’lerde yüzde 1,5 olan pay 1800’lerden sonra hızla azalmaya başlıyor. Gerileme dönemi 1950’ye kadar devam ediyor ve pay yüzde 0,64’e kadar düşüyor. Osmanlı’nın ekonomik çöküşünün bu kadar sürmesi ve 50’lerin dönüm noktası olması kimilerini şaşırtabilir, ama aslında hiç şaşırtıcı değil. Egemen ekonomik zihniyette devletçi geleneğin çözülmesi ve yerini özel girişimciliğe bırakması Menderes döneminde gerçekleşiyor. Bu dönüşümle Türkiye ekonomisinde büyüme hızlandığı gibi, bu büyüme diğer ülkelere kıyasla da yüksek oluyor.
Her on yılda bir Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı binde 10 civarında artış gösteriyor. Dünya ekonomisindeki ağırlık 1993’te yüzde 1,23’e ulaştıktan sonra Türkiye’nin karanlık yıllarında sürekli geriliyor ve 2001 krizinde yüzde 1,06 ile iyice düşük bir seviyeye iniyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.