Merkez Bankası geçen aralık ayından bu yana yeni bir politika kokteyli uygulamaya başladı. Amaç enflasyonla mücadeleye devam ederken sıcak para girişini azaltmak, cari işlemler açığını düşürmek, vadeleri uzatmak ve finansal istikrarı korumaktı. Bu amaçla, bir yandan faiz oranlarını düşürürken bir yandan da zorunlu karşılıkları arttırdı.
Bu, ekonomi dünyası için yeni ve denenmemiş bir politika bileşimi olduğu için sonuçlarını öngörmek de zordu. Sonuçlarını açık seçik görmek için biraz daha beklemek gerekiyorsa da, piyasadaki son gelişmeleri değerlendirelim.
Önce dış ticaret açığı ile başlayalım. Geçen aralık ayında dış ticaret açığı beklentilerin üzerinde yükseldi. İhracat artışı aslında kuvvetliydi. Yüzde 18 artan ihracat 12 milyar dolar oldu. Ama esas kuvvetli büyüme ithalattaydı. İthalat bir önceki seneye göre yüzde 37 artarak 20 milyar doları aştı. Böylece 2010 yılında ihracat 114 milyar doları, ithalat ise 185 milyar doları buldu. Hem ithalat, hem de ihracat 2008 yılının seviyesine yaklaşıyor. Buna karşılık, dış ticaret açığı 2008 seviyesini yakalayıp geçmiş, tarihin gördüğü en yüksek seviyeye ulaşmış durumda.
Bir ekonomi ne kadar güçlü olursa olsun, dış ticaret açığının bu şekilde artıyor olmasının sürdürülebilir olmadığı aşikâr. Daha önce de defalarca yazdım. Türkiye’nin dış ticaret açığının ve cari işlemler açığının arkasındaki esas sorun yapısal. Üretimin ithal girdiye aşırı bağımlı yapısından kaynaklanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.