Türkiye’nin risk priminin ekonomik verilerin işaret ettiğinden daha yüksek olması hep bir şikâyet konusu oldu. Türkiye hâlâ yatırım yapılabilir ülke kategorisine alınmadı. Fitch son yaptığı kredi notu arttırımında, aslında ekonomik koşulların elvermesine rağmen geçen sene siyasi riskin yüksek olması nedeniyle kredi notu artışına gidilmemiş olduğunu açıklamıştı. Değerlendirmeyi belki bugünlerde yapsa yine benzer bir sonuca varırdı.
Niçin ekonomik verileri bizden daha kötü ülkelerden daha ağır koşullarda kredi bulabiliyoruz? Neden Türkiye onca potansiyeline rağmen yatırım yapılabilir bir ülke kategorisinde değerlendirilmiyor? Bu soruların cevabını, rating kuruluşlarındaki sömürücü düşmanlarımızda, uluslararası finans çevrelerinin hain komplolarında aramak gülünç oluyor tabi ki.
Kredi verenlerin ve yatırım planları yapanların gözünde Türkiye siyasi geleceği öngörülemeyen, hukuk sitemi güven vermeyen bir ülke. Son hafta yaşananlara bir dönüp bakın, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, haksızlar mı?
Meclis’te mutlak çoğunluğa sahip iktidar, gayrımeşru muhalefet odaklarının manevraları karşısında iktidarsız. Yüksek mahkemelerin neredeyse her kararı tartışma konusu oluyor. Ülkenin bir yarısı kararları tezahüratla karşılarken, bir yarısı da protesto için sokaklara dökülüyor. Böyle bir ülkenin risk primi yüksek olmayacak da hangi ülkenin olacak?
Anayasa Mahkemesi’nin DPT’nin kapatılması konusunda vermiş olduğu kararın bir dizi siyasi sonucu olacak. Bu sonuçlar siyasi riskte artış getirecek. Artan siyasi risk, düşen ekonomik performanstır her zaman.
Yazının devamını okumak için tıklayın.