Başbakan’ın Türkiye’deki kaçak Ermeni işçilerle ilgili açıkça gayrı insanî, gayrı ahlâkî, gayrı demokratik ve ayıp sözleri ve ardından, gelen eleştirilere karşı yükselttiği kibirli öfkesi, gitgide sıklaşan zikzakları düşünülürse şaşırtıcı değil. Roman açılımıyla sinema sanatçıları toplantısı arasına sıkışmış utanç verici açıklamalar: Umutlandırıcı açılımların popülizm bataklığında boğulma riskini gözler önüne seren bir örnek.
AKP ekonomik popülizmden de, siyasi popülizmden de uzak düşen adımların ve uygulamaların sahibi. Ama Kürt açılımının daha hemen başlarında belirginleşen mütereddit, ürkek, statükocu tavır, AKP’nin yerleşik milliyetçi/şoven devlet zihniyetinden ayrışma yeteneğinin sınırlarını ortaya koymuştu. Öyle gözüküyor ki AKP, hızla kendisinden önceki tüm partilerin bildikleri yegâne politika yapma tarzı olan popülizme kayıyor.
Bu tavırda gelecek sene yapılacak olan seçimler karşısında duyulan güvensizliğin payı olsa gerek. Kısa süre sonra gündeme gelebilecek olan referandum da aynı yönde bir baskı yapıyor herhalde. Bu baskı, hatalara, kaba popülizme yol açmamalı. Bana kalırsa, ekonomi açısından AKP’nin seçim kaygısı taşımaması gerekiyor. Aşağıdaki grafik neden böyle düşündüğümü özetliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.