Anayasa tartışmaları yine ortalığı karıştırdı. Tarih tekerrür eder, ama ilkinde facia olan, ikincisinde komedi olur demişti Marx. Ne zaman burjuvazi hakkında düşünsem her zaman en derinlikli açıklamaları Marx’ta buluyorum. Nedense.
Siyasi gündemi anayasa tartışmaları ve sivil itaatsizlik eylemleri belirliyor. Ekonomide ise hala en çok tartışılan konu Merkez Bankası’nın munzam karşılıkları artırma kararı. Merkez Bankası’nın kasım ayından bu yana izlemekte olduğu politika çoğu kişiyi memnun edemedi. Mutsuzluğun bir nedeni, ne olup bittiğini tam anlayamamaktan kaynaklanıyor. Bir diğer nedeni de anlama zahmetine bile katlanmamak. Kendilerinin yönetimde olmadığı bir kurumun alacağı yeni ve cesur bir politika kararının yanlış olması gerektiği gibi bir ön kabulden kalkıp, alınan kararlara, ne olursa olsun itiraz etmek.
Oysa Merkez Bankası’nın açıklamalarını biraz dikkatlice okuyup, dünyada olan biteni biraz izleyince, diğer ülkelerin tecrübelerinden bazı dersler çıkartmaya çalışınca Merkez Bankası’nın uygulamakta olduğu politika ne anlamsız görünüyor, ne de tutarsız.
Günümüzde finansal krizlerin anatomisinde iki temel bozukluk yatıyor. Bunların başında kamu açıklarının yüksek ve kamu borç yükünün ağır olmasının yarattığı makroekonomik sorunlar geliyor. İkincisi ise kredilerdeki aşırı hızlı artış. Ta 1994 Meksika krizinden bu yana birçok ülke kredilerdeki kontrolsüz genişlemenin yol açtığı sorunlarla baş edemeyip finansal krizlerle karşılaşmışlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.