Geçtiğimiz hafta 2010 yılı bütçe görüşmeleri başladı. Tabii onca yüklü siyasi gündem arasında bütçe mantığı, gelir ve harcama politikaları değildi Meclis’te esas heyecanı yaratan. Yoğun bakım odasında uyutulmaya alınan demokratik açılımın fişi çekilecek miydi mesele.
Yakın geleceğin nasıl şekilleneceği büyük ölçüde bu soruya bağlı olduğuna göre, gündemin böyle oluşması elbette normal. Normal olmayan ülkenin hali. “Normal” bir ülkede yurttaşların gelirlerinin ne kadarını ayırıp vergi olarak vereceği, bu vergilerin nerelere, nasıl harcanacağı siyasi gündemin en önemli maddesi olurdu. Tütün işçilerinin grevi de, maden ocağındaki göçük de derin tartışmalara yol açardı.
Sahici sorunları köhne bir hamasetle, kaba kuvvetle, vatan-millet-ulus-çankaya edebiyatıyla çözmek mümkün değil. En önemli konuları “teferruat” haline getiren bu anormallik, kendilerine “devlet adamlığı” sıfatını uygun bulan siyasiler ve ülke ekonomisinde belirleyici ağırlığı olan işadamları tarafından nasıl benimsenip sindiriliyor gerçekten anlamıyorum.
Bunu bir yana bırakıp, ben anladığım konulara döneyim.
Geçen hafta kasım ayı bütçe gerçekleşmeleri de yayınlandı. Sonra YÖK üniversiteye girişte uygulanacak katsayılarla ilgili yeni bir karar açıkladı. Ve işsizlik rakamları bu ay da can sıkıcı oldu. Bunları yan yana koyup bütçe harcamalarının etkinliği konusunu ele alayım.
Ocak-kasım döneminde, geçen senenin aynı dönemine göre, bütçe gelirleri hemen hemen sabit kalırken, giderleri yüzde 18,6 artmış. Bu senenin bütçe açığında ciddi bir artış olduğu görülüyor. Kriz karşısında maliye politikasının gevşetilmesinin doğal bir sonucu bu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.