Kimbilir, belki de dünyanın biryerlerinde, 2010’u “yeni bir yıl, yeni umutlar” diyerek karşılamış olanlar vardır. İnsanlığın gerikalanının sırtından sefa süren Batı ülkelerinde meselâ. Avrupalı standartlarının üzerinde yaşayan 100 küsur milyon Hintli de böyle davranmış olabilir, perdeleri kapatıp. Vatandaşları iki lokma ekmeğe talim eden yoksul ülkelerin egemenleri ve zenginleri de belki tedirginliklerini unutmuşlardır yeni yıl havası içerisinde. Bizim şahsiyetsiz burjuvazi gibi.
Yeni yıl muhabbeti filan derken durduk yerde burjuvaziye ne sataşıyorum, di mi? E, su uyur düşman uyumaz; Genelkurmay’dan öğrensinler azıcık. Talihsiz memleketimizde kim kime düşman, kimin esas meselesi kiminle, karıştı. Halbuki şu anda esas garezim galiba şahsiyetsiz burjuvaziden çok haysiyetsiz orta sınıfa. Yılbaşı ekranlarında kızarmış hindiler falanlar gördüm, ünlü bir lokanta zincirinin CEO’su mu nedir bir herif, “normal yemek 50-60 lira arası olur, ekstralara kaçarlarsa 100-150’yi bulur” diye anlatıyordu niyeyse bundan pek mutlu olan gülücüklü muhabire. İşçilerin aylığına 19 lira mı 29 lira mı zam yapılacak diye haftalarca kravatlı ceketli adamlar birbirini yiyor; insan bari bütün ekranı kızarmış hindiyle doldurmaz. Bunun için solcu olmak gerekmiyor ki, azıcık vicdan ve izan yeterdi. Neyse, boğazlarında kalmıştır inşallah, diyor ve geçiyorum.
Yeryüzünde acaba kaç ülke var, yıl dönümüne beş kala nihayet savaş bitecek diye sevinen, hemen ardından içsavaşın kaçınılmazlığı psikolojisine ve bunu önleme telaşına giren, sonra eline benzin bidonu ve körüğü alıp, silahlı örgütün şiddetine yolaçmış meseleyi silahsız halletmek isteyenleri susturan, çocukları hapse atmayı sürdüren, siyasetçileri ve yerel yöneticileri plastik kelepçelerle Auschwitz-Dachau dizaynı sıraya sokan, bu sırada sivil hâkimlerin kontrgerilla merkezini mühürlediği, didik didik ettiği, çünkü ordu mensuplarının başbakan yardımcısına suikast peşinde olduğuna dair ciddî işaretlerin görüldüğü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.