Duydunuz mu, Hrant’ın katili Ogün Samast’ı İstanbul’a geldiğinde arkadaşları karşılamış, polis bunu biliyormuş, eski Trabzon Emniyet Müdürü ve eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek bunu mahkemeye yolladığı bir yazıda belirtmiş. Fakat nedense bu yazı bugüne kadar hiç ortalıkta yokken şimdi birdenbire dava dosyasında zuhur edivermiş.
Ben çok şaşırdım doğrusu. O kadar şaşırdım ki, anlatamam. Çünkü şimdiye kadar Ogün Samast’ın tek başına hareket ettiğini, birisinin bunun eline silahı tutuşturup gönderdiğini, onun da sora sora
Agos’u bulup Hrant’ı vuruverdiğini sanıyordum. Niye biliyor musunuz? Çünkü ben hıyarım. Sadece hıyar da değil, bayağı aptalım. Aynı zamanda salak ve şapşalım. İlaveten şuursuzum.
Evet, bu sıfatları hak edenler dışında sadece kötü niyetliler, bu cinayete katılmış veya bunu desteklemiş olanlar ya da sonradan ellerini ovuşturanlar aksini iddia eder: Hrant’ın öldürülmesi gayet planlı, resmî katılımlı bir terör eylemidir. Ve bu memleketteki terör eylemlerinin en az yarıdan fazlası gibi, devlet içinden birileri tarafından örgütlenmiştir.
Türkiye’de doğup büyümüş, aklı azıcık başında olan herhangi bir namuslu insan, katilin iki gün içinde yakalanması ve Türk bayrağı önünde –polis ve jandarmalarla birlikte- kahramanlık görüntülerinin çekilip dağıtılmasına bakınca her şeyi anlamıştır. Katillerin nasıl devlet “gözetimine” alınıp bu işe hazırlandığına dair ayrıntıları veya suikasttan sonraki rezaletleri bilmesine de gerek yok.
Ki daha neleri biliyoruz. Özellikle suikasttan sonra resmî suçluları korumak için kalkışılan göz yaşartıcı yargı seferberliği, Türkiye diye sadece Antalya kumsallarını bilen turiste bile meseleyi açıklamaya yeter.
Yazının devamını okumak için tıklayın.