Kahvede otururken öbür masadaki adamın gazetesinde gördüm başlığı. Ve eve döner dönmez internete daldım. Birkaç gazete birden, Habertürk’teki haberi alıp kelimesi kelimesine aktarmışlardı. Resmen öyle yazmışlardı; “Atatürk’ün orijinal sesi bulundu” diyorlardı.
Herhangi bir sesi birilerinin bir yerde “bulabilmiş” olmasına takılmakta ısrar edersem meseleyi hiç anlayamayacağım belliydi, bu yüzden mecburen ilerledim: Kültür Bakanlığı, “100 yıldır devletin tozlu raflarında bekleyen” birtakım filmlere el atmış, bunları bize sunmaya hazırlanıyormuş. İlgili genel müdürle görüşülmüş, o da şöyle demiş: “Ulaştığımız yeni görüntülerde Atatürk’ün sesinin bugüne kadar dinlediğimiz gibi tiz (ince) olmadığını gördük. Bizim tabettiğimiz görüntülerde Atatürk’ün sesi, daha tok ve gür çıkıyor.” (O “tiz”in yanındaki paranteze bayılmaz mıyım ben?)
Ortaya çıkarılan filmlerde Abdülhamid’in, İnönü, Bayar ve Menderes’in “bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış” görüntüleri de varmış. Ve bunlar “kamuoyunda büyük ses getirecek”miş. Anlaşılan, ortada yararlı bir faaliyet var.
Fakat elbette bütün bu faaliyette bizim basını ilgilendiren tek mevzu şu: Atatürk’ün sesi meğer hepimizin bildiği üzre “tiz (ince)” değil “tok ve gür”müş.
Sâkin kalıp olan biteni anlamaya çalışalım. Habertürk’ün, öteki gazeteler tarafından aynen tekrarlanan haberinde, bulunan o şeylerin “tabedilmesi”nden söz edildiğine göre, acaba bunlar negatif filmler mi? Ortalık öyle bir karışmış ki, gazetelerden biri (Radikal) bulunan “videolar”dan söz ediyor. Haydi konu Atatürk olunca video icat edilmeden de video çekilmiş olabilir, onu kabul edelim, fakat “video”ların “tabedilmesi”.
Yazının devamını okumak için tıklayın.