Generaller içeride, bir vakit –epey bir vakit– bütün memleketi titreten subayların gözaltına alınması, tutuklanması, işledikleri suçların hesabının sorulması artık vakayı adiyeden oldu. Aziz Yıldırım içeride. Şike operasyonu, hernekadar Türk usûlü sulandırılsa da, futbol gibi “hayatî” bir alanda bile dokunulmazlara dokunulabildiğini gösterdi. Deniz Feneri soruşturmasına siyasîler bir yere kadar müdahale edebiliyor, tamamen engel olamıyor. Bütün bunlara baktığınızda, Türkiye’de günün birinde hukuk diye bir şeyin sahiden varolabileceğini hayal edebilirsiniz.
Ancak, iş Hrant’ın öldürülmesine gelince, bütün devlet yekvücut hale geliyor, başka her konuda aralarında çatışanlar ateşkes ilân ediyor, katili kucaklayan polis ve jandarmayla hakiki katillerin ortaya çıkmasını engelleyen yargı birarada, geleneksel Türkiye Cumhuriyeti manzarasını çeşitlendiriyor. Naçizâne, düşüncem şudur: Hrant’ın öldürülmesi sahiden soruşturulursa ortaya çıkacak olan hakikat, öyle MİT’le PKK’nin görüşmesine filan benzemiyor. Bu, içinde (veya “altında”, yorumunuza bağlı) yaşadığımız rejimin üstüne kurulduğu gerçek bağlantıların, bu memleketteki gerçek iktidar koalisyonunun, bu iktidara çoğunluğun verdiği gizli onay ve desteğin sorgulanmasına yolaçacak bir hakikattir. Bu hakikat karşısında, büyük ihtimalle, bugün “ay çok üzüldük” diyenlerin bir kısmı bile “ne var kardeşim, gerekirse öldürürüz” çizgisine sürüklenebileceklerdir. “Sürüklenirler” derken... yani, gerçekte böyle düşündükleri ortaya çıkacaktır.
“Hrant’ın Arkadaşları” olarak “cinayet davası” adı altında sürdürülen müsamere yapmacık bir sona yaklaştırılırken, ulaşabildiğimiz köşeyazarlarına bir metin yolladık. Başbakana sesleniyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.