Kürtlerin ayrılık isteyip istemediği sorusu artık abes. Çünkü Türkler çoktan kendilerini ayırmış bile. Bu devlet Kürtlerin de devleti midir, hükümet Kürtlerin de hükümeti midir, basın Kürt-Türk herkesin birlikte yaşadığı bir ülkenin basını mıdır?
Uludere Ortasu Köyü’ndeki katliam elbette “33 kurşun” vakasının güncellenmesidir. 1934’te Kürt köylüleri sıraya konup kurşuna diziliyordu, 2011’de insansız hava araçlarının bilmemnelerin katkısıyla havadan bombalanıyor. Sadece sayı tam tutturulamamış, 35 olmuş (ben yazıyı yazarken bu kadardı, siz okurken daha da artmış olabilir). Ben 66 ya da 99 beklerdim. Türkiye’nin 70-80 senelik gelişmesini gösterir, dinine düşkün bir iktidara daha çok yakışırdı. Bombardıman uçaklarının bulunduğu yükseklikten bakılınca, o yanyana dizilmiş cesetler tesbih taneleri gibi görünüyordur muhtemelen.
Türkiye’nin Türklerinin bir türlü anlamadığı büyük hakikat şu: Devletin Kürtlere reva gördüğü her türlü zulüm karşısında sustukları, en ufak bir duygudaşlık göstermedikleri, hattâ mağdur insanların acılarını yeni yeni aşağılama, dışlama vesileleri haline getirdikleri için Kürtler manen koptular. Türk toplumunun büyük çoğunluğu, aslında katılmadığı bir savaşın tarafı haline geldi. Mazlumun karşısında zalimin destekçisi oldu.
Uludere katliamının duyulduğu gece internette Türk gazetelerine göz atan her insan şu izlenime kapılır: Orada gencecik insanlar bombalarla paramparça edilmiş, basbayağı bir toplu katliam var, ama kimse üzülmüyor, kimse sorumluluk duymuyor, hep olduğu gibi bahanelerle, yalanlarla herkes kıvırtmaya çalışıyor, Kürtlerin ölüleri kimsenin umurunda değil. Böyle bir umursamazlık sahiden “lanet olsun hepinize” dedirtir.
Avrupa Birliği nezdinde Türkiye’nin temsilcisi olma gibi bir paye verilmiş Egemen Bağış, “Bu olay kaçak sigara olayını masaya yatırmak için fırsat” demiş. Televizyonda. Haydi bakalım, Ortasu köylülerinden birinin gözüyle izleyin bunu. Vizyonlu Dışişleri Bakanımız, Genelkurmay’ın “gerekli açıklamayı” yaptığını söylemiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.